Hiçbir şey değişmemişti. Yalnızca sessizlik biçim değiştirmişti.Gün, gri bir sabırla açılmıştı. Rüzgâr yoktu; hava, taşın üstünde bile kıpırdamadan duruyordu.O,
Uyanmakla başlamadı. Çünkü artık sabahlar bir başlangıç değildi. Gözlerini açtığında yalnızca gri bir ışık vardı; gündüzün rengi değil, yorgun bir hatıranın yüz
Zaman, bazı şeyleri silmez; yalnızca üzerlerine ince bir sessizlik bırakır. O sessizlik, taşın yüzüne siner, suyun altında kalır, bir duvarın arkasında yankı bu
Gece, kapalı bir kapının içinden sızar gibi geldi. Oda, rüyayı bekleyen bir nefes aldı. Adam, yatakta sırtüstü uzanmıştı; göz kapaklarının iç yüzü, yavaş yavaş
Kapıdaki çan, çalmadan sustu.Çünkü uzun zamandır kimse içeri girmemişti.Dükkânın camına yapışan toz tabakası, dışarıdan gelen ışığı bile ciddiye almıyordu.Camın
Sabah, şehrin içinden bir çizgi gibi geçti. Çizgi, sesi olmayan bir duyuru gibiydi: bugün de konuşulmayacaklar, bugün de yazılmayacaklar. Adam, masanın başında
Sabah, şehrin kenarına yakın bir yerden geçti. Orası, planı yarıda bırakılmış bir haritanın kıyısı gibiydi. Çitler paslıydı, yer yer eğilmiş, yer yer toprağa gö
Sabah, sessiz bir yüz gibi odaya bakıyordu. Işık perde kenarından içeri sızıyor, duvarın köşesine soluk bir çizgi bırakıyordu. O çizgi her gün aynı yerde durmaz
İnsan, çelişkilerin canlı hâlidir.Hem topraktan doğar hem yıldız tozudur; hem yaratıcıyı arar hem kendi gölgesinden korkar.Kendini anlamaya çalıştıkça uzaklaşır
İnsan, kendi hayat portresini çekmeden başkalarının dünyasına sergi açmaya kalkıştığında, sadece kalabalığın meraklı bakışlarını değil, alayı