Üçüncü duygu

Belki de beklemek dediğin
pencereye yapışan buğu
adımın soluk izi

Üçüncü masa camın dibinde
bir sandalye biraz çekik
öteki duvara dönük

Tahtasında daire daire kurumuş su halkaları
zamanı mühürleyen sükût damgaları

Islak peçete bir göl kenarı gibi yırtık
kenarında yarım bir gel kalmış

Neon titrer
ışık masanın yüzünde
paslanmış bir gül gibi
sönüp yanar

Garson iki masaya uğrar
üçüncüyü es geçer
boşluğun müdavimi belli

Kaşık cama değince
ince bir bülbül sesi çıkar
uzar
sönmeye meyilli

Ben iki sandalyenin arasında asılı kalırım
üçüncünün sırtında
sadece gölgem

Belki de ışık yanınca değil
sönerken anlaşılır odanın dili

Üçüncü katın sarı lambası titrer
içeride eksik kalan cümlenin rüzgârı
dışarı sızar

Perde aşağıda
pencere önündeki
üçüncü masayı görür mü
görse de susar

Turnikeler kapandı
kapı tokmağı avucumda
soğuk bir yaz
kısa
yarım

Seherin omzunda ince bir serinlik
ismin harfleri
buğuda eğrilir

Gülün yerine kapı zili asılı
bülbülün yerine
asansör mırıldanır

Ben bakarım
cam da bana bakar
aynı kırık aynanın
iki yüzü

Ve anlarım
yüksek değil
arada kalmak yoruyor
derde düşmek değil
derdi sürmek

Belki de konuşmam gereken ses
ne akıl
ne kalp
ikisinin arasındaki sızı

Üçüncü ses
içimde dolaşan isimsiz katar
ağır ağır geçer
kimse el sallamaz

Yâr dediğim artık bir yön
kuzeye dönük
üşüten bir pusula

Sükûtumun kenarında
seher bekler
suyun yüzünde ter gibi
bir evet

Hâfızam
kırık camdan sızan rüzgâr
keskin
ama sustalı değil

Ben bir adım geri
şehir bir adım ileri
aramızda pas
aramızda ışık

Ve masada bıraktığım boş yer kadar
eksik konuşurum

Diyorum ki
hayat iki kararın arasında
salınan üçüncü ânsa
evet budur
içimde kalıp
dışımı aydınlatan
sönük bir ışık