Kalem sahibi ile iletişime geçin

Eklenme

-

Kalbe zebun düştüm Leyl’im…

Makam-ı dergahına çıkınca hissiyat
Cennet/ten de cennet saydım cemalini
Bana sunulan vuslat-ül hüzn-ü göremedim
Kirpiklerimin altına isabet edince cev bakışlar
Şarapnel tesirli bir etkiyle, vurulduğumu anlayamadım…

Leyl’im, h/içimi içine dökmeğe geldim
Kabul et huzuruna, acı(m)dan kaçmağa geldim
Dilersen recm, istersen haczeyle ömrümü
Şeddeli aşkın manasından ayırma
Beşeri aşktan sana sığınmağa geldim…

Kalbe zebun düştüm Leyl’im…

Nasıl verdiysen, öyle al demiyorum
Kudret-i azameti-nden bahşedersin ümidiyle bu acze
Sarp’ında kaybettiğim takati bulmaya geldim…
Ahvalimi sorma, kem aklım acze düştü
Recm olası hallerden divana böyle çıktım…

Leyl’im, yaşım henüz cen, aklı cehil’im ben
Sana, mahşer-i hesabı vermeye geldim de
Yüzüm yok, nasıl söylesem…
El(im) boş, gönül sarhoş ve ruh(um) nahoş
Hangi beyt’te temize çıkarayım kendimi
Ayet ayet düşünüp, sure sure aradığım
Alnım ile secde arasına sıkışıp durma…!
Cinnet getirdi parmak arasında kalem
Batırıp soluma, düşeyim sağıma diyorum da
Rükuda akıttığım yaşları gusledemedim daha…

Stockholm 08.02.2018 / Saat: Akrebin / Yelkovan’dan sekip kalbi 5. vakitte vurduğu demde…

Paylaş

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SESLİ ŞİİRLER

Hüzzam-ı Eylül

Eklenme

-

gözlerimin buğusuna aralanıyor günüm
kirpiklerimin ucunda lerze bir hüzün
yüz sürdüğüm secdelerden yeni kalktım
avuç içlerime üflediğim nefeslerimle
yolunu aydınlatsın diye
bir dua uçurdum, ulaştı mı?

sensizliğe uyandığım bütün sabahlara
adını emziriyorum
henüz tan vakti şafak aralığında
siyah bir bulut güneşe mastar çekiyor
ve gensiz gün batımlarına
yokluğunla düşüyorum
daha orada…

mevsim güz…
ayların yorgunluğunu yüklenmiş
keşiş bir ayazla yüzüme çarpıyor fettan
elem-i vaz, çiğ dökerken omuzlarımdan
üşüme diye, bir güle sakladım seni

yan yana gelemiyoruz
tecrit olduğum takvim yaprakları arasında
kendime unuttururken adımı
bir ömrü adınla niyetliyorum

aylardan hüzzam-ı eylül
en çok hazanı sever bilirim
savrukluğumdan toplanmak isterken
dökülüyorum yaprak, yaprak
yokluğunu ikram eden adreslerde
duramıyorum fazla…

kadranına uzandığım gün batımı
meltemin denize vurumuyla
bir of düşüyor
demli bir çayın buharında
titrerken içim…

nasibine ulaşmış bir martı
kaderine isyan bir balığın sırtını dövüyor
hayat böyle işte…

su yüzünde yüzen gölgem
göz boşluklarımda sallanırken
düşünüyorum…
arşın en uzak noktası
toprağın en yakın
içimin kuytusu
annemin cennet kucağı
neresi…

ah kekreten duygum
varlığı gülistan
yokluğu çöl fırtınası yarim
şimdi; içimin mahzeninde
derun-i bir sevdaya ağıt yakarak
yokluğuna meylensem
şimdi; göğsümde bir kuş uyutup
bütün eylülleri yükleyerek omuzlarıma
yokluğunu sunan tüm adreslerden
toplanıp gitsem…

ah firak-ı har sevgili
yüreğimin çöllerinden kervanlar geçiyor
hüzün ve huzur arasında
benliğimden özlemin dökülüyor

ey deveye binen…
yüzünü çöl semalarından topladığım
bu dem, bu fecr
rüzgar acelesiyle geçerken ömür
seni nerede bulurum?

hangi yüz sırat olur geçitlerime
hangi göz açılır cennetime
ne daha iyi gelir pişmanlığıma
içimin grevine
hangi cunta duygu son verir

söyle…
söyle eylülde suzidilim
yaralarıma em diye sürdüğüm
secdelerimde dil kesiği
huzur-i beşiğim
figan-ı şehadetim
her dileğini “Kün fe yekûn” bildiğim
mahşerime seni beklerken
gel…
gel ki; yokluğun zulm’eylemesin..

Paylaş

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SESLİ ŞİİRLER

H’ar gibi

Eklenme

-

Akşamın şeminde meylenmiş beste gibi
Bir saba makamıyla ezgiden dökülürsün
Gönlümün teline mızrâbın ucu gibi
Bir buse vurumuyla divânı hey eylersin

Afâkın nâr-ı firâk çıkılmaz yokuş gibi
Sırtımın kamburunda halaylara durursun
Yokluğunu sağarken gözlerim Yâkûb gibi
Heybeti edân ile gönlümü vay edersin

Deruhte buyur desem Mevlana, Yunus gibi
Acep deyip fikrimi şüphede hay edersin
Bir çobanın ağzında üflensem kaval gibi
Vahşi bir kurt misali sürümü katledersin

Minareler ucuna takılsam âlem gibi
Ezânları susturup inancımdan vurursun
Meydana dökülsem Uhud’da Hamza gibi
Bir Hind-u nefretiyle ciğerimi sökersin

Sana çıkan yollarım herhâlde gülşen gibi
Bir gelişin olsun ki Mahşer-i Kübrâ gibi
Elbet sana çıkacaktır yedi kapıdan biri
Sırâtı geçemezsem yak beni diri diri

Şehâdet-i hüdayım Muhammed aşkı gibi
Gözlerine cüdayım Şam’a sürgün Zerr gibi
Zapt eylerim bu nefsi secdede Ali gibi
Şaşar isem yolumdan öleyim Nemrud gibi

Paylaş

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SESLİ ŞİİRLER

Firdevsi Şehnâme

Eklenme

-

Mihrabım yüzün kıblegâhım gözlerin
Şehâdet parmağımda galibi mülkiyetim
Bu cihanın hanında bir zerrecik ülfetle
Alnını öpüşümde duruyor tüm servetim

Hayallerim hicivkâr arzular tığlı yama
Aldırma dertgâhıma geçici bu deryalar
Hangi aşık nerede ermiştir ki murada
Boynunu öpüşümde dursun tüm hatıralar

Zümre değil zerreyim gönlüm sana hicazi
Bu sınavı verende kayıtlı cümle halim
Benlik senlik mevzular bunlar gayet afaki
Ameli defterimde duruyor tüm vebalim

Kime sorsam mevlevî agâh cümle mevzuda
Bir benmişim cahili ab-ı aşk yollarında
Firdevsi şehnâme’de bir mısralık manzume
Boynumun büküşünde duruyor dizgelerim

Nesli insan özüne yüz çeviren amadır
Mübalağa tutkulu yanlışa iştigaldır
Mahşerine inanmış helakına tutkulu
Kendi kıyametinde bitabı perişandır

Ey efkârı can şikâr nazarı riya etme
Bir kitre batımında yer ile yeksan etme
Eminden zehr üreten beşeri hazlar için
Ebedi karargâhı ziyanı rüsva etme

Paylaş

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SESLİ ŞİİRLER

sır aralığı

Eklenme

-

bir hayale konuşmanın ne demek olduğunu bilirim

hayatımın yokluk gerçeği sensizliğim
dilek ağacına düğümlenmiş kader bağım
göğüme ipi salınmış uçurtmam
kırk kez çırpılan kanat kırıklığı martıların
tuzlu su paniğinde karaya vuran balıklar
ve duvarlarımda yankılanan sensizliğin sesi

ortalık darma durman
neresinden baksam cümle halim karışık

*/* nerede kaldın acaba? */*

içinde bin mana bulduğum yüzün
ve bakışlarından akan neşe ırmakları
gönül vadisine baharı çağlatan gelişlerin
düş seferlerimin süvarisi ayak seslerin
tam kırk yıl aynı ritimle dinleyip
aynı açıdan seyrettim seni

mahallede neredeyse her şey değişti
kaldırım taşları ve dış kapı kolları dahil
bir ikindi sonrası çay tadında gelişin
bir de hasret rüzgarları gibi geçişin değişmedi

her gün sokağımda aynı saatte beliren gölgen
bugün biraz daha kısalmış gibi
ve hesapladım tam üç saniye geciktin
nasıl ürperdi içim ya gelmezsen diye

insan büyüyünce ömrünün kısaldığını fark etmez
sende gölgenin kısaldığını fark etmedin
biran saçlarını mı kestirdin diye ödüm koptu
kısalan gölgende lülelerin silikti

ben, bina girişinin çökük basamağı
ikinci katın tozla kaplı sessiz balkonu
ve yine aynı açıya kurulmuş perdenin sır aralığı
her adımında içimin fay hattını ölçüyor,
yüz hatlarında aşkın coğrafyasını keşfediyorum…

kırk yıldır olduğu gibi
gelişindeki heyecan, gidişinin hüznünde boğuluyor
neyse işte hayat devam ediyor…

Paylaş

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SESLİ ŞİİRLER

Zapta geçiyorum

Eklenme

-

Bu şiiri seni bekleme duvarlarından zapta geçiyorum
Kirpiklerimden dökülen mürekkeple not düşüyorum
Yanaklarım gönül vadisine giden bir nehir yolu
Dudaklarım tuzlu sel taşkınlarına yatak oluyor

Zaman kavramını önemsemediğim bir halden geçiyorum
Omuzlarımın değil, kalbimin taşıdığı yükten yoruluyorum
Bakışlarında inşa ettiğim şehirler yokluğunu yaşıyor
İçimdeki yangınlara su taşıyor gözlerim

Ömrüme vuran aşkın en güzelinde tutuluyor aklım
Burnumun direğini sızlatan bir ağrıdan kaçar gibi
Dizginlerini koparmış deli bir tay misali
Göğsümün kafesinde dört nala koşuyor özlemin

Kalbimin peydahladığı aşk, sancılar doğuruyor
“Gönülden gönüle” varamıyor “yol gizli gizli”
Odamın duvarlarına çarpan yokluğunda kayboluyorum
Sana ulaşmayı denediğim tüm yollar sensizliğe çıkıyor

Bu şiiri iyi olasın diye huzur-i haktan zapta geçiyorum
Avuçlarımda Amin’le diye dualar biriktiriyorum
Yüzüm kıblegâhdan ve alnım secdelerden kalkmadan
Bir ses, bir nefes ve amin ol karış yakarışlarıma.

Paylaş

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SESLİ ŞİİRLER

ben seni unutacaktım

Eklenme

-

ben seni unutacaktım

ruhumu önüme çıkan ilk hendeğe atabilseydim
üstünü toprakla örtecektim
bedenimi ölü bir ceset gibi dolaştıracaktım
anlamların yitirildiği duygunun zirvesinde
anlamsızlığın dibini bulacaktım

ben seni unutacaktım

yaralarıma attığın dikişleri söküp
seni kanatacaktım
sol yanımla birlikte göğsümden çıkararak
seni atacaktım
ruhumu bırakabilseydim ardımda
seni imkansızlığın içine iterek
karanlık duvarlara ruhunu asacaktım

ben seni unutacaktım

bir kadehin cam parçasıyla kesip yüzümü
silüetini yüz hatlarımdan silecektim
nefeslerini tenime işlediğinden beri
nöbet geçiren acılarımı dindirecektim
tenimi bedenimden yüzüp,
kokunu üzerimden silecektim

ben seni unutacaktım

binlerce kilometre taşının her birine
kafamı vura vura, aklımdaki seni parçalayacaktım
cinnet getiren düşüncelerde büyüdükçe öfkelerim
nefret zırhıyla kuşanıp, seni öldürecektim

ben seni unutacaktım

ruhumu hendeğe atabilseydim
yaralarıma attığın dikişleri sökecektim
tenimi bedenimden yüzerek,
söz geçirebilseydim kalbime
seni unutacaktım…

Stockholm 27.03.2018

Paylaş

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR