Kalem sahibi ile iletişime geçin

Yemekte damak, acıda yürek kıyası fazla yabana atılacak bir şey olmasa gerek, hepimizin farklı kelimeler ile dile getirdiğimiz ortak ihtiyaçlarda birbirimizi tepelemekten dolayı egomuzun bir türlü önüne geçemiyoruz. Yaşadığımız bir çok acının tecrübe olarak yorumlamamız da aslında arsızlığımızın açık belgesidir.

Küçükken düştüğümüzde elimizden tutup kaldıranın birşey olmaz “büyüyünce geçer” unutursun sözlerinde dayanak bularak kendimizi toparlardık. Oysa geçenin yıllar olduğunu, düşerken kanayan ve yaralanan dizimizde izi kalıcı olan düşüşün üzerinden yıllar geçse de o an hep hatırlanır.

Büyükçe bir şeylerin geçtiği gerçek hem de o denli gerçek ki unuttuğumuz gülüşlerimizin içimizde biriken sancılarla bir taş gibi oturduğunu hissederek ve yaşayarak kocaman özlemlere dönüştüğünü inkar edemiyoruz.

Küçükken baba annemin tezek ateşinde açtığı köy ekmeğinin taze kokusunda kahırlanıyorum şimdi, oysa küçükken üzerine tere yağı sürülen o ekmeğin verdiği mutluluk paha biçilemezdi. Şimdi ise, geçenin mutluluk, elde kalanın özlem olduğunu tüm hissiyatımla yaşıyorum.

Kim derdi ki bu koca adamın, dünya metropolü İstanbul’da bunu düşünerek kahırlanacağını… Ama öyle! Bir düşünsenize küçükken kurduğunuz hayallerin peşine takılarak mutlu olmayı amaçlarken nasıl yaralandığınızı? Bir düşünsenize büyük hayallerimizde yıktığımız küçük köylerimizi değiştiğimiz şehirlerin bizi nasıl küçülttüğünü? Bir yanım bu kadar kolay olmamalıydı, diğer yanımsa hayatın sana biçtiği rolü oynamalısın be adam diyor.

Oynuyorum oynamasına da bir kendime oynuyorum, bir kendime yazıyorum.

Kızlar küçükken babaları gibi, erkekler ise anneleri gibi bir eş hayali kurarlar ama boy atıp sıpa kadar olmaya yüz tuttuklarında yaptıkları ilk şey babam çok baskıcı, annem beni anlamıyor zırhıyla hataları örtmeye çalışırız. İlk göz ağrısı, ilk aşk, hiç yaşamasam da orta okul, lise kaçamakları ve sonrasında üniversite akşamları derken yıllar geçiyor. Tabi yine bitmiyor. Arkamızdaki o ulvi gücün farkında olmadan ve hatta inkar ederek kerameti kendimizde zannetip kariyer yolculuğuna halt edip devam ediyoruz.

İş hayatına atıldıktan sonra bir çoğumuzun aldığı ilk maaş, ilk aşk kadar heyecan veriyor. Ve eğer bir kutlama yapılacaksa da bunun içinde ilk olarak ya aşkım dediğimiz kişi, ya da yakın gördüğümüz arkadaşlarımızı dahil ediyoruz. Bize emekleri ile hayatlarını ötelemiş anne ve babalar belki de aklımıza pek geldiği yok. Çünkü bir artık anne ve babayı paramızda gözü olan ucubeler olarak görme edepsizliğini de gösterecek kadar cüretkarız. Hani çalıştık kazandık şimdi onlara yedirmek olur mu? Para benim, ben çalıştım, ben yoruldum ve ben kazandım olmaz öyle şey canım…. Oysa bizi biz eden değerler ötelenmiş ve yalpalanmış kişiliğimizden bihaber arsızlığımızı örtecek nice sebepler bularak bu sefer de anne ve babalarımıza eski kafalar deme cürretini gösteriyoruz.

Hedef yüksek kariyer, ahlak alçalsa da bir şey olmaz!
Çoğumuz kariyerlerimiz uğruna feda ettiklerimizin muhasebesini yapacak tekmeyi yiyene kadar mutlu, mesut yaşarız.Aslında kendimizi öyle zan ederiz. Son dönemlerde toplumda yaşanan ve giderek artan duygusal zeka yoksunluğu bunun en açık göstergesidir. Her kadın mecnun’unu, her erkek ise leyla’sını arar olmuş. Oysa Kays’ı mecnun yapan leyla’nın hikayesinde leyla ötesi bir aşkın varlığından kimse söz etmiyor.

Tüm bu şeyleri neden bu kadar yazıp saçmaladım bilmiyorum ama bu kadar yazıda anlatamadığım gerçek Hayatın ortaya koyduğu senaryoda aynı sahneyi oynayan farklı figüranlarız sadece… oturmuş burada konuşuyorum işte…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.