Kalem sahibi ile iletişime geçin

SIIRLERIM

Yusuf’iyim ben sana…

Solumda bir mızrap gönül tele inince
Ruhuma aşkı söyleten sen gelirsin aklıma
Ayamda gülüşlerin türkülere sarınca
Bam teli vurumunda sen düşersin yadıma

Bazen gönül figandır har yeri harmanında
Gamzelerin yamandır dağ evi yangınında
Ben sana maşuk iken şu gönül divanında
Lisanım teğet geçer duyguyu anlatmakta

Kasım sancıları vurunca sol yanıma
Şubat heyecanlarında çoğalıyorum sana
Şu gönül limanımı sorgusuz yaktığında
Gönlüm aşk denizinde dalarım ummanlara…

Fetva arama hale, halim senden ibaret
Niyet salih olunca ameldedir keramet
Tan vakti dua’da ister isen sürgün et
Gönül kıblegahında sanadır bu şehadet

İlim sarayından tahsil edince aşkı
Bilirim seni yaratan makbul-i kainatı
Sahibin emrindedir şu feleğin her şartı
Sendeki bin mananın tek adıdır yaşantı

Gel ey miski amber takdirimiz İlah’i
Zülüf dökülsün yüze zikrimiz olsun gani
Ecel ötede dursun sana gelir bu fani
Seni sevmek yaşamaktır, sorma delilin hani

Siğne-i barınağım mabed olmuşken sana
Savurup hallerimi del etme bu cihana
Mecnun ise maksadın darımın payitahtında
Bir içre-i damlada Yusuf’iyim ben sana…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

hey’cano…

aşkın ırmağından yol olurken
göğsüme çarpan dalgalar yükseliyor
ritmini tarif edemediğim bir dem’den
seni sevmenin ipine asıyorum heyecanlarımı

yazı olmayan soğuk bir ülkenin buzundan
yüreğinin sıcaklığına göç ediyorum
hey’cano…
keşfedilmeyi bekleyen coğrafyada
bildiğim tüm kıtaları unutuyorum
bir sen kalıyorsun aklımın naşi yanında…

hey’cano…
mavi ırmaklar akıyor göğsünün kafesinden
yüreğimin çölüne aşk doğuruyor sevinçten
topuklarımdan göğüs kafesime naklettiğin his
otuziki cesedi ağzımda diriltiyor

arsız duygular peydahlıyor bakışın
gözlerime sen arzulu bebek düşüyor
kundakta sevmişim hey’cano…
yangınlarını önüne katmış zamanın
zamir duruşunda çavuş…
hiciv haller taşıyor gecelerime…

şimdi gözlerimin belleğine düşen bu görüntü
istismar doğuran bu taciz edici manzara
aşkı cev’den geçirip yüreğime dikiş atıyor
hey’cano…
yokuşunda hayatın ve sen…
beni hangi ihtirasın ipinden geçirip
seni hangi arzunun içinde dikeyim…
ki sen bana en yakış’ansın…

Stokholm / 05.02.2019 yerel saat 15:30

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

defn

gözlerimin bulutu kirpiklerimin saçaklarında donuk bir is
omuzlarımda bir yük ki, dünya ağırlığına denk düşüyor
kalbim bir demircinin ateş ocağında kızarmış
ve nasırlı ellerindeki çekiç darbelerinde şekillenmiş gibi
şimdi tutsan yüreğimden, yanar ellerin…

dilime raptiyelenmiş öfkelerimi zor kontrol ediyor beynim
az kaldı… yutkundukça içime akan bu kanda boğulacağım…

bir mağaranın nemli duvarları gibi kendime damlıyorum
terk edilmiş harabe bir koku var içimde
ölüm ekseninde adeta zikzak çiziyor ölüm meleği
yolunu şaşırmasa beni çabuk bulurdu…
isteyince ölmek olmuyor işte…

yüzüme siluetini çizen bir düşün yamacında
urganı boynuma takmış,
izi yüreğinde kalacak bir intiharı tasarlıyorum
sensiz ölmenin manası bile yok diye…
can çekişince de ölemiyorum…

içimin sol notası özlemin tellerine iniyor
hüzün kalesinden parça parça dökülüyorum
hangi enstrüman ne çalarsa çalsın, çıkardığı ses acı meyliyor
başkası değil…
beni, beni sen yıkarsın koyduğun musalla’da…

ah sevgili… nemli yaramın beklenen em’i…
şimdi yitik düşlerimin ücra köşelerinde
dizleri burnuna değmiş bir şizofren misali iki büklüm
serilmişim buz odalı beton duvarların arasına
ve bekliyorum üzerimi öter misin diye…

bu aşkın yükünden sıyırıp ruhumu sana bağışlıyorum
ömür saltanatının gönül bahçelerinde dilediğince gez
virane evimin duvarlarını yokluğunla ateşe veriyorum
yüreğini yurt bildiğim sen…
kundakta vurulmuş çocuk gibi sessiz kanıyorum…

ah sensizliğin bu Çin işkencesi…
ayrılığın gaz odalarında kalırken nefessiz
ölüm hissi gözlerine uzanmanın en güzel yolu oluyor
ki habersizim… bilemedim…
ben sende kendimi çoktan defn’etmişim…

Stockholm 03.02.2019 Yerel saat: 22:02

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Sufâne

Gönül köprüsünden aşkın ırmağına düşerken
Ömür yolculuğunda sulh etmek bazen zordur
Akıl kapı dışarı, aşk kalpten içeri olduğu vakit
Mandalla asılı libas gibi sallanır bazen mantık
İnsan özünün acz olması bundandır.

Şimdi yüreğimin pazarında telaşesi bol bir korku
Aklımı diri, kalbimi güçlü kılan bir dua’ya sığınıyorum
Kaçmak her zaman alınacak yaradan kurtarmaz insanı
Ki davası yar olanın, yaradan korkusu büyük olur
Lakin aşkı giyen, ateş olsa yanmalı…

Gönülden gönüle köprü kurarken insanoğlu
Fatiha’nın sırata yol olduğu gibi uzanmalı
Mahkeme-i Kübra’da yan yana durdurmalı
Aşk, aşkın asıl sahibine ulaştırmalı
Ki… İnsanın en ağır yükünü hafifletsin

Şimdi gönül gözümdeki pencereden bakıyorum
Yüzüne düşen hüznün ateşinde yanıyorum
Yanarım ve bir gülüşene yeniden yaşarım
Gece karanlık olsa ne yazar, aşkı veren var
Kalbin sahibi, kalplerden geçeni bilen var

Tasavvufi halde mistik hisler taşıyor yüreğim
Zan sarayının sürgünü, hüsn-ü kabul beklerken
Sufâne misali, aşk-ı safvet’im gönül kapında
Mistisizm doğuran endişeler olsa ne olur
Saff-ı evvel’de Tebe-i Tâbiîn’im…

Habibim…
Omuzlarımın taşıdığı hissi yükle
Sana evvel zamandan, aşkı haktan geliyorum
Dudaklarımın çatlamış çölünden sesleniyorum
Fazla bir şeyim yok…
Biraz İhlâs ve biriktirdiğim duaları sunuyorum
Hali serde, iki cihana yol oluyorum…

Yokluğunda sufâne ben…
Hangi ırmaktan geçsem yüzüm tozla kaplı
Lakin bilirim…
Allah’ı bileni bilir Allah ve göreni görür…

02.02.2019 / Stockholm / Yerel saat 01:50

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR