Yüreğimin sızlayan yanına sardım yine kollarımı. Her gün, her gece ve her an biraz daha kendimden koparcasına kayıp gidiyorum hayatın beni sürüklediği istikamete. Bu gece yine uzun düşüncelerin derin dekoltesinden süzülerek bakışlarım kıyamet meydanına çıkarcasına yarı çıplak hayallerime sardım sancılarımı. Gülüşlerimin kısılmaya, tebessümlerimin burukluğa ve göz pırıltılarımın sisli ıslaklığa yer bıraktığı yatağımın ücra köşesinde biraz sevdam, biraz yalnızlığım ve birazda bende kalan benliğimle baş başa çıkıyorum geceyi.
Soruların cevapsız, aşkın acımasız ve mesafelerin ulaşılmaz olduğu zamanın keskin çarkına takılıyor bütün özlemlerim. Yumarken gözlerimi sen kadar yakın, açtığımda eflak kadar uzak bir mesafede olmanın hazin şarabını yudumluyorum.
Üç kez üst üste fondip atıyorum acıya!
İlk fondip Aşka; Yüreğimin gıcırdayan paslı kapılarında aralıyorum gözlerimi bir hezeyan denizi olsam da attığım her kulaçta boğuluyorum. Galiba susa vurduğu her kırbaç olabildiğince ses çıkarmış ve olabildiğince hırpalamışım kendimi. Keskin bıçağın sırtına binmiş duyguların kanayan yanıyım ben. Nihayet anladım hiç bir çıkışın bulunmadığı en çıkmaz sokaktır aşk. Uzaklaşma istikametlerinde insanı prangalayan, içinde kalındığı vakitse hüzzam ve elem veren en matem karası zulümdür aslında.
İkinci fondip Özleme; sevdalı bir yüreğin kaybetme korkusu ile birleşen, sınırları zorlama silahı olarak gelişen ve en çokta aşkın ateşini körükleyen, bazen hayat veren, bazen de insanı insandan eden yaprağın dalından düşüşüdür çoğu zaman. Bu yüzdendir özlemli yüreğin boyun büküşü, bundandır sadece yalnızlığa mağrur duruşu…
Ve üçüncü fondipte Yalnızlık; Nerede veya nasıl olduğunu hesap etmeden, ansızın yüreğe konan veya her şeyden uzak olduğunu hissettiğin anki düşüncelerin beyine nasıl hüküm sürdüğüne dayalıdır. Kimi zaman birini kırdığın, kimi zaman birine kırıldığın ve en çokta ulaşmak isteyip de ulaşamadığın, her seferinde hedeflerinin yarı yolunda kalarak, hedeflerine ancak düşlerinle hüküm sürdüğün ve düşlerinin ansızın bölünmesinden sonraki geriye kalan yine o kahrolası baş başa kalmışlıktır yalnızlık.
Geride bıraktığım çeyrek bir asrın anısına kusuyorum külfetimi. Yürek kırıntılarıma astığım avuntularımı topluyorum da avuçlarımda ellerimin, dilimin ve düşüncelerimin kirlerini sevdanla yıkadığım sevgili; ayın geceye yakıştığı gibi yüreğimin kuytularını bana ışık veren yüreğinle aydınlatıyorum. Bazen sabrımın sabırsızlık isyanına pirim verdiği en öfkeli hallerimde bile sana olan sevgiyle titriyor yüreğim.
Gerçek şu ki; uzayıp giden yollar, kısalmayan mesafeler, düşünülmekle çözülmeyen düşünceler, söz ile tatmin olmayan yürekler, yokluğunla yaşanmayan arzular ve gecelerce sürgün olan uykuların ağırlığıdır beni benden eden.
Gerçek şu ki; adını dilimin ucuna daha almadan dilimin titrekliği ile bir sarhoştan farksız oluşumdur sana sevdalık.
Kısacası sevgili; Sana varmak miraca çıkmak kadar kutsal, uzaklaşmaksa bir o kadar cehennem azabıdır…
Sevdam, yalnızlığım ve ben, kendimi bıraktığım saraylara koydum seni ve kendi özüme her dönüşümde biraz daha yitirdim kendimi, şimdi ferimin cemaline hasret düştüğü güz yaprağında çiğim ben.
Ş.Semihhan AYDEMİR
