
Beynine bağdaş kurmuş düşünceler ile düşüyor dehliz acının koynuna, gümüş tabakadan sarılmış sigaranın, dudaklarında tutuşan dumanında kül oluyor hayalleri… O farkında olmadan yeni hayallere koşma heyecanı ile omzunda ceketi, ha birde sırtında baba yadigârı yeleği ile düşüyordu uzun yola. Hey gidi günler ekmeği, aş-ı uğruna çekilecek çileden bihaber kudretle yere basıyordu ayakları. Nede olsa artık o bir Alamancı! Kim bilir belki birkaç yıl sonra altına çekecektir kırmızı Mercedes’i ve dönecektir anayurduna. Oysa evdeki hesabın çarşıya uymadığını bilemeyecek kadar daha toy bir delikanlıdır Hasan amca.
Üç beş ay sonra gurbetin puslu havası bir karabasan misali çökecektir üzerine ve o vakit diyecektir; Oy benim memleketim nasıl da yakıyor bir çay yudumu sıcaklığında hasreti. Mendili al yazmalı anam neden beni yolladın buralara diye söylenecektir. Sürgüsüz kapıların gıcırtısından bile bölünecektir uykuları.
Kimisinin kara tren vagonunda, kimisinin gemi veya yük taşıyan bir kamyonun römorkunda başlamış Avrupa’ya göç öyküsü. İki yanlarında hezeyan, iki yakalarının da bir birine yabancı durduğu ülke halklarının arasına karışmış kanadı kırık yaban kuşu gibiler. Birinci kuşağın 1950 yıllarına dayanan göç hikâyelerinde açtık gözlerimizi dünya’ya ve ilk kendi ülkesinde Alamancı olma unvanını alarak dışlandılar aslında, sonrası göç mevsiminde zaten yabancıydılar. Hasan amcalarında, Hüseyin dayılarında kaderi birdi. Göç serüveninde farklı memleketlerde olmalarına rağmen aynı kaderi paylaştılar.
Annelerin evlat hasreti, evlatların yuva özlemi ile zaman geçmek bilmedi. Teknolojinin ve telefonların olmadığı o dönemlerde iletişimlerin çoğu bir ahbap’ın, bir memleketlinin Türkiye’ye izne gitmesi ile eğer mümkünse bantlar yoksa sadece selamlar yollanırdı. Bant döneminin meşhur olduğu 1970-1980’li yıllarda büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülerek başlanırdı konuşmaya. Ha birde aileden birinin adı unutulursa edilecek alınganlıkta işin cabasıydı.
Geçmişin göç’ü bu günün geç’i oldu maalesef
Günümüzde her türlü imkânın bulunduğu bu dönemde analar umutsuz, evlatlar maalesef hayırsız oldular.
Ahde vefanın yerini vefasızlık, hürmetin yerini hürmetsizlik ve kimsenin haklarına riayet edilmediği günümüzde özellikle başka ülkelerde yaşayan göçmenlerin işini daha da zorlaştırmıştır.
Sefer-i bir yoldur giydiğim hicap
Ne yardan haber, ne canda mecal
Kime gitsem, hangi dilden konuşsam
Ne derdime çare, ne aldığım cevap
Duvara yaslı sırtımda kir, pas
Bir ses diyor ki yabancı bir bak
Dönüp bakınca gördüğüm sıfat
Ne yüzünde meymenet, ne tipi adam.
Ş.Semihhan AYDEMİR
