Kalem sahibi ile iletişime geçin

şehvetin kollarından kurtul yüreğim
ihtirasın estirdiği rüzgarda dem yok
hele dikil ayağa silkelen bugün
düştüğün gafletten sana em yok

bir çift gözün nuruna yüzünü dökme
hasmının yüzünde gözün kör etme
sevdikçe vurulan yana sarılma
kes gitsin yarayı içine atma

hele bak haline gittiğin yol mu
bir kula kul oldun hiç aklın yok mu
aşksa aşk, yanıp kül olmaya…
kül olup savrulmaya hevesin çok mu

bir zümrede zerre ol, eğil secdelere
sarılıp tevbelere ulaş Ekber’e
bir naçar elinde çare arama
dert olup zamana böyle darılma

vakit tün ise, ecir vakfolur
sen kendin bilmezsen bilen çok olur
yar dediğin el, can dediğin gamsa
hüznün başucunda sana zen olur

“uyan ey gözlerim gafletten uyan”
nefsinin kurduğu tuzakta aman
bu aşktan sana zulüm var inan
“uyan ey gözlerim gafletten uyan”

mecal yok ise kırılan dizde
kaşlarım çatık, dudağım közde
aynaya küs bakan şu yorgun yüze
uzak durma vuslatım, in perde perde…

içim dar koridor karışık hisler
linç edilmiş duygular failini izler
olmaza düşersen yüreğim böyle
aşk ağır komada hatmini bekler…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

Bir Elif miktarınca

Dehlizime saklı ruhumun cüretkarlığı
Mavi düş, siyah ölüm ve yokluğun
Hangi aynaya baksam yüzüm kırık
Ezelden seyyah ebede varmaya menzilim
Ölüm ardım sıra, koşar adım
Perçem ömrümün zey gerçeği seyir defterim

Sâdırım…
Asrın manasında ayandır cürmüm
Sabrımı nar’a bağışladım
Harla şimdi közünle cümle varımı
Rivâyetlere kalsın yetim sevdalarım
Sor, bezmi elest bilir geçmişimi

Kabil’in vurduğu ölümcül darbede
Habil’den kalma can ağrılarım

Kaç alem dolandı bu bahtsızlığım
Kaç mazgal zamansız sürüldü beynime
Yasak sevmelerde ahraz düşlerim
Suç mu, günah mı güzel sevişim…
Dökün üzerime kızgın yağları
Cennetten kovulmaya sebep
Kızıl bir elmayı dişledim

Ağdalı bir sızı geçiyor içimden
Dikenli fundalıkta dikişli ağzım
Ağusunu güle kusan acı çiğdem
Terme gülistanda bülbülüm bizar
Gidelim…
Henüz meltem denizi uyandırmadan

Aklen ve naklen tahlil zamanı
Şahika düşlerden uyanma vakti
Haydi…
Bu çetin girdaptan çıkalım artık
Yoksa ölüm dahi kurtarmaz bizi

İçim epey sıkılgan…
Ruhumda İsa’nın çarmıh gerginliği
Meryem’in asırlık yasını taşıyor yüzüm
Dünya Yusuf’un düştüğü kuyu darlığı
Yakub’un gördüğü kadar aydınlık
Kirpiklerimde ip atlıyor ölüm meleği
Bir Elif miktarınca yaşıyorum
Anla beni…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

yazgım

attığın taşlar sekerken su yüzünde
kırık sesinde irkildi gece düşlerim
serçe kanatlanışı, balık kaçışı içim
gecenin sessizliğinde katmanlı çığlık
su kanıyor, ay utançla bakıyor yüzüme

dünya acılar peydahlayan bir rahim ağzı
döl yatağı, puşt zulası, kancık ovası
tepelenen dağlara yükleme gideşini
kırık tokmak, çalmaz davul
pazardan kalma yokluğunun düğünü

kırk kez aynı rüyada uyanmışlığım vardır
doğuşum, ölmüşlüğüm ve anlamsızlığım
vaftiz edilmemiş sevdalarım
selası duyulmamış aşklarım
namazı kılınmamış ruhum
definsiz mezar taşım
soğuk toprak, duyulmaz ağıdımın yankısı
bu öfke yurdu benim mi
anlayamadım…

hey…
gönül değirmenine kalburda su taşıyan ümidim
kırık kolum, bükük ayağım
hayalime dünyalar kadar büyük çizdiğim
şem alevin gölgesi, şaman kavrukluğum
batıl bir aşka böyle hesapsız batmışlığım
kim bilir kimden kalma
benim bu talihsiz yazgım…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

revak

aklımda İlya bir dehşet
bu gidiş bir gövde gösterisi
kerahetli bir kışkırtma
eski sovyetlerden kalma,
bir kızıl terör
Sarıkamış misali beyaz bir ölüm…

beni böyle vuracaksan
yüreğimin baltığına bırak
aklım çemberini kıramadı daha
ah… senin şu Me’rib bakışların
Romanov ateşi, bir hanedanlığın yok oluşu
tüm s/uçları içime arşınlanmış
spiral bir düzeni var bu acıların

çağdaş aşkların dışında sevdalarım
telmih zamanlardan kalma duygularım
nasıl ifade edeyim ki kendimi
ben sana Khufu öfkeler yurdu
sen bana Rabia katliamı

kapıları zulme açılan Sina kadar tedirginim
çekilsem diyorum Musa dağına
Arap baharından başka bahar görmedim
soğuk duvar, uzak mutluluk
ferz’inden doğacak gürzün mat vurumları
içim ayrılığa reva, nisai aşklar reviri
epeyce firak uruk ve em bildiğim sevdalar

sessiz dramlara sahne, acılara perde gözlerim
ben her sabah sensizliğe ürkek uyanırım
içim körfez savaşı,
ruhum yorgun bir Akabe limanı
ne kadar sana açılsam
Gassânî bir kerahetle örtülüyor kapılarım

hey gönlümün civankaşı
kalk gidelim
seni yorar,
beni devirir çün dönümlü zaman aşkları…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR