Kalem sahibi ile iletişime geçin

Rüku’da boyun eğip, secdede alnını öptüğüm
Ellerinle kalbime vurduğun bıçak yarası
Yasımı tutman için iyi bir sebep olmalı
Yankısı beynime nakşolan kapı çarpışında
Aşkın vebalini yüklenip, bedelini ödedim
Nadan bir ok gibi hedefine ulaştı, bu defa sözlerin…

Matemin en karasında öğrendim adamlığımı
Ebed seyyahıyken sana yüreğim
Ruz sonunda senden aldım payımı
Vakit ayrılığa gebe, sözlerin kurşun
Araf’ım şimdi, içine akan yara gibi…

Ruhum kendime sükût-i lal
Kalp kırılmışsa konuşmak neye yarar
İç sesimin la notasına vuran mızrabım gam
Hangi şarkı çalarsa çalsın, içinde hüzün var

Hiç’lik makamının efendisi,
Hiç’ten gelmiş, hiçe yolcuyum yar
Korkma, cehennem ateşi beni yakmaz
Sen beni yaktın ya,
artık hiçbir ateş bende tutuşmaz

Secdelerinden terk-i sala eyle
Dilersen sür ummana gamımı ezva eyle
Hay barınağına düşsün içim, yanayım fark etmez
Allah var, güzel sevdim, yokluğun bile kar etmez…

Vakit, vect ile mevt arası
Beni gönül kapısından yolcu ederken
Kapıyı yavaş kapat, bendeki seni incitme
Sen ruhuma taşınmış ney’den bir seda
Ben sana gönül eğmiş neyzen-i al’a…
Kelam-ı hakta örtündüğün gibi defnet beni
Yüreğin bana en güzel mezar…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

Kefensiz kahramanlar

Ağıt yakma, yas tutma, üzülme
Kaldır başını, uyan artık gafletten
Eğilme, gam çekme
Şu dalgalanan bayrak, gördüğün ay, yıldız
Baktığın ufuk, daldığın deniz bir

Toprak kucağını açmış, gök kapıları
Yarınları aydınlık yurduma yürüyoruz
Sağımda Kürt, solumda Arap kardeşim
Tekbir sesleri tek dilde yükseliyor
Ha şehadet, ha kurtuluş bizim için bir

Bir el uzanıyor arşın kapılarından
Bir el sarıyor bizi yedi kuşaktan
Tuttuğumuz kubbe, yükseldiğimiz minare
Öldüğümüzü söyleme, düştüğümüz nerede görülmüş
İlk fecirden sonra beklenen aydınlık
Göğü rahmet, toprağı şehadet vatan bir

Gör şu vatanın bağrında yatanları
Ne olur anla kefensiz kahramanları
Bak şu cephede amansız savaşanlara
Bak ta, basma şu cehalet mayınına

Oyun büyük, deccal sıfat değişmiş
Mazlumlar sürgün, yurduna hasret kalmış
Bak şu tuzlu dalgaya ne Aylan’lar yutulmuş
İdlib kimin yurdudur, kimler niçin kuşatmış

Kavimler göçünde baş çekerken bu ümmet
Dur demezsen seni de bulacaktır bu illet
Yurduna sürgün, düşmana dönmüş hicret
Durma Allah aşkına, vurda bitsin artık bu zillet

Ey gafil düşen şaşkınlar şaşkını
Dört tarafı düşmanla sarılıyken yurdumun
Gün birlik, gün dirlik günüdür
Gün mazluma umut, düşmana korku günüdür
Durma, uyuma hatta gerekirse yaşama

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

soluk’suz

soluksuzum bu aralar
aralıksız…
sağır bir geceye dil döküyorum
arada bir rüzgar cevap veriyor
sessizlik kulaklarımı patlatıyor
beynimde provokasyon
silüetin su sıkıyor gözüme
sayıklıyorum arada
ne yapıyorsun?

göğsümün kafesinde toma ağırlığı
üstümden palet geçiyor
ayak bileklerimden kırılıyorum
göğsümde zelzele
hala direniyorum sana
sebebi belirsiz sensizlik
amacın ne?

sana sorduğum sorulara
duvar cevap veriyor
bilmiyorum…
buz gibi donuyorum
dizlerim sızlıyor
bilirsin
ben en çok dizden çekerim ağrıyı
rüzgar ayak bileğimden öpüyor
soğuk düş, sessiz düşüş
bir firkat alıyor beni
uzak ihtimal
yakın gerçek

uykularımı zekat verdiğimden beri
sadaka niyetine uyuyorum arada
döşek taş sunağı
yorgan karabasan
ve hüzne el vermişliğim
epey revaçta bu sıralar

kaburga kırığı kalbime batıyor
sineğin bulandırdığı mide
hatrı sayılır artık
içimde vazgeçişin
her aşk ayrılığa gebe
sensizliği doğuruyor öfkelerin
yükselen sesinde alçalıyor kalbim
sonra vazgeç diyorum
dememe kalmadan
vazgeçmişliğim beliriyor
bir saat önceki dua
bir sonraki saatin bedduası gibi
ne bileyim
insan kırılınca
ayar tutmuyor mısralar…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

kahr

beyaz yapraklarda kanlı dövüşlerin yara izleri
katliam meydanlarında inanç çatışmaları
aklıma sığmayan dehşetin üç boyutlu tomografisi
ve inancımı katleden seferler geçiyor gözümden
satırlar kalbime batıyor, içimde can pazarı

düzenimi tar’u’mar eden düzensizliğin içinde
aldığım ilk darbe etkisi duruyor daha Uhud’da
neden kör olduğum, niçin uyanmadığım sorulur
şu başsızlığım, hevada yiten inancım
ah kâr/zararı bilmeyen tüccarlığım
üstelik vahşet kılıcının darbesi ciğerlerimde dururken
nasıl açılsın gözüm, nasıl uyanayım ölmüşlüğümden

tuna ciğerlerinden kılıçlandığından beri
vahşi bir toplumun ölüm rüzgarı esiyor
bu gönüllü bir göç değil,
evelden sürülmüşlüğümün dramı
çocuğumun kundakta katledilme ağıdı
Endülüs yangını, Kudüs vurgunu

bin koldan saran dehşetin ölüm tacirliği
bölünmüşlüğümün mezhep çatışmasında
yüzümü kanla sıvar inanmışlığım
bu bir sistematik ırk ayrılığı, kerbela
Körfez’de batışım, Aksa’da savrulmuşluğum
soykırım ve faili meçhul vurulmalarım
namusu kirlenmiş bir anne utancı
bir babanın dara çekilişi
ah… benim bahtsızlığım…

dağların boyun eğdiği zulümler
Bizans oyunlarıyla sergilenirken Anadolu’da
Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Marmara…
altımdan nice fay hattı geçiyor
kuşanmışım her koldan
annemin karnında vurulmuşum
nasıl anlatayım…
tarifsiz ölümlerde apansız çığlıklar
bir inancın başını soysuzca çekenlerin
ölüm marşları çınlıyor kulaklarımda
Bal’kan’lar bal’çığa düşmüş
önce ferman,
sonra soyların sürümü ve kıyımı

Piacenza’yı unutursam kahr’olayım
II. Urbanus’un inancıma kustuğu nefret
verdiği ferman ve vahşeti başlatan o narayı…

Kudüs’ü, Endülüs’ü, Aksa’yı…
Srebrenitsa’nı, Arakan’ı, Irak’ı…
Filistin’i, Suriye’yi, Çeçenistan’ı,
Uygur’u, Somali’yi, Kırımı…
Özümü, sözümü, közümü unutursam kahr’olayım!

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR