Kalem sahibi ile iletişime geçin

sevdim seni…
niçin sevdim kime ne?
boyun kısa yada uzun olduğu için değil
rengin açık yada koyu olduğu için değil
gözlerin büyük, burnun küçük olduğu için hiç değil
kendimle ve seninle ilgili sevmek
gururu öteleyerek, benliğimden sıyrıldım
bana taşıdığınla asla dediğim duvarları aştım

sevdim seni…
nefsimle kanlı/bıçaklı, secdelere eğildim
senin olmadığın her şeyden uzaklaştım
öteledim kendimi
toplu bir mezarlık inşa ettim
sen gelince anılarımdan sıyrılarak
bütün yaşanmışlıkları gömdüm
belki kürekle toprak atmadım kimsenin üzerine
ama unuttum sen öncesi her neyse…

sevdim seni…
her an kalp atışım gibi yanımda duran
ve içimi kemiren ölümü unuttum
ölüme karşı içim rahat şimdi
çokta iyi yapmışım
hem ben sende yaşamayı daha çok sevdim.

sevdim seni…
ölümsüzleşip bu duygunun içinde
geçmişte olan korkularımı yendim
çarşafa yorganı sıkıştırır gibi
seni kalbime sıkıştırdım…

yılın en iyi filmi hangisiydi?
en son dünya kupasını kim kazandı?
hangi dizinin başrol karakteri ölmüştü?
kaç havai fişek atılacak yeni yıla?
kim ne bekliyor sahtekar noel babadan?
kaç kadehte kaç yüz kırılacak bana ne?
yaşanan savaşlarda kaç milyon insan öldü?
kaçı yaralı?
kaç anne çocuksuz, kaç çocuk annesiz kaldı?
dünya nüfusunun yüzde kaçı açlık sınırı altında?
ne kadarı evsiz?
kim bu sömürü/ölüm tacirleri?

kar iyi yağdı bu kış, fazla soğuk
nice sıcak yaraları dondurdu kim bilir
ısınmayı bekleyen kaç yüz çatladı
kaç yüz kırıldı kendi aynasında
kaç yara kangren oldu pansuman görmeden
hatırlamıyorum hiç bir şeyi

sevdim seni…
ve artık merak etmiyorum
ama…
neden birileri diğerlerine eğiliyor?
anlık menfaatler için el/ayak öpmek ne?
neden her şeye zam gelirken haysiyet ucuzluyor?
insanlar ne yapıyor?
kadehin dibini bulmak için birileri sarhoş olurken
diğerleri neden tasa bir kepçelik çorba bekliyor?
neden hükmetmek için her şeyi kırıp dökerler?
işveren, çalışana neden hakaret ediyor?
bilboard’ları süsleyen kadınlar kim?
kime ne mesaj veriyorlar?
bu neden gerekiyor?
televizyonda ki adam ne anlatıyor?
nerede kalmıştım ben?
neyi okuyordum?

sevdim seni…
artık bir şeyi anlamıyorum
olur olmaz zamanlarda kuşanıp öfkelerimi ava çıkıyorum
gece yarısı çakal sürüsü vururken kuytularda
seher vakti kuşlarla muhabbet ediyorum
yüreğimi bir yana koydum
yarım akıllı biri oldum severken
ocağımı söndürüp, evimin kapısını mühürledim
adresiz posta kutularına yol oldum
geçmişe dair ne varsa talan ettim
yok artık evim/yurdum, mülteciyim dünyaya…

sevdim seni…
işimi kaybettim
yeni bir işe başlar gibi sana başladım
omuzumu çıkardım, kaval kemiğimi kırdım
ecelimi kudurttum ölmek için
ilahlaşan nefsimi ehlileştirdim
yalın ve yavan hayallerimden utandım
yaşamaktan elimi çektim.

sevdim seni…
ömrümü kesata vurarak, tezat bildiğim ne varsa vazgeçtim

sevdim seni…
masallar vedasız ayrıldılar komşuluğumdan
yağmurların güzelliğine baş kaldırdım
ellerini üşütmesin diye, zemheriye rüşvet verdim
yeni bir gülümseme kiraladım
adım çıktı el alem içinde
sakallarıma şiir düştü,
saçlarıma beyazdan tül indi seni beklerken
yemeğimi soğuttum, kanımı kekrettim
bazen sinirimden parçalandım
tehlikeli bir yalnızlığın pençesinde ufaldım
kendimi sana vakfettim
sevdim seni…
yeter uzatma bu sürgünü
bitsin uzayıp giden bu mesafeler…
film sonu gibi, şiir’in sonu güzel olsun bu defa.

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

dem-i buhran

yüzüm tozla kaplı, gözlerim çorak iklim
ellerim kırık bir dal gibi bükülü içime
avuçlarımın boşluğundan dökülüyor yaşam
ve ben göçebeyim yine kendimden

buhranımın başı değince arş eğiliyor
cinas bir yalnızlık doğuruyor sirruslar
yavaş sevgili, kurşun cinnetime işlemez
söz kar etmez ayaklanınca öfkelerim

ölüm aklımda kol geziyor bu aralar
ruhum aşk diye bir narkozun etkisinde
cellat yüzüme gülümsüyor adeta
ve ben sana hesapsız koşan mübtela

göğsümün kafesinde birikiyor kusmalarım
beyaz bir düşün içinde siyah bir ölüm
zırhını kuşanmış, orakla öfke biçiyor ellerin
ve ben buğday başağı çabuk kırılıyor boynum

derin ormanlar içinde karanlık is yatağı
yatağıma taşınan sensizliğin batağı
yolumu kaybetmişim, yar bu neyin atağı
bir ben miyim hayatta tüm aşkların çırağı

içimi döven dalgada yosunum gönül taşına
belki ekmek değilim ama tuzum aşına
olur mu ki hiç böyle, yol olurken ağına
ben ki sana giriftar etme Allah aşkına…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

gözbebeklerimden doğan heyecanlarım
kirpik altı ırmaklarıma düşüyor
sevinçlerim boğulmadan dudaklarımın arkında
yanaklarım tuzlu dalgalara yol
ve nihayetinde insanım
sol yanım inciniyor…

tahammülden arınmış dünyada
tahammülsüz artık yüreğim
savrukluğu toplamaya çalıştıkça
savuluyorum bende…

gönül meydanında anarşist duygular
molotof etkisi yaratırken kalbime
sana kendimi ifade edemem
ama bilirim…
dilediğin kadar koş, bu dünya boş

koşanın da, duranın da varacağı yer aynı
gönülden gönüle coşanın varacağı yerde
sen elemlenme ey kalbim
sevinçten kanatlananın da
hüzünden kanadı kırılanın da
düşeceği yer aynı…

kirpiklerim sırat köprüsü
avuçlarımda sessiz dualarım
yüz hatlarımda hüzün yarıkları
acılar kıblegah misali dururken önümde
dilim pelte bir tümcenin içinde
sükût cümlelerimde beyt oluyor
sen vakur dur yüreğim
gidenin de, gelenin de sunağı aynı…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

görmesende

gönül duvarımın aşka örüldüğü gün doğumlarından sesleniyorum
ve içimin yokluğuna kırıldığı gün batımlarına sarılıyorum

ebedime yol bildiğim sevgili…
dünyanın viran duvarlarına düşmesini beklerken gölgelerini
yüzün belirsin han kapılarımda, şen olsun gönül bağım

göğsümün kafesine sokulunca omuz ağrıların
kanadı kırık kuş, yaralı serçe olsam da
seninle aşka gönüllü kanatlanırım

yürek bağında bülbül misali öterken sol yanım
aşka sofra kurup, kayıp zamanın enkazında boğulurum

sarhoşluğum içtiğimden değil, senden
ah yazgısı yetim, çocukluğumdan bilirim seni…

kelam-ı mukaddese döktüğün gül yaprağında kokun
arşın yedi kapısından dökülüyor cemalin

ve ben siluetine dalıp dalıp
düşlerime kulaç atan küreksiz yelkenci

ve ben sofistike hallerin yeganesi

neden böyle uzak iklim misali bakışların
yaralarıma em diye sürüp, yaralarından öpenim…

hüznün gemilerinde su almış güverte gözlerim
yüreğinin limanına sığınırken mesafelerde
kollarımın boşluğuna düşüyorum…
görmesende.

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR