Kalem sahibi ile iletişime geçin

zaman ömrümün kamburunda ağır yük
kalburda elenmez gözüme dolan kum
kervanlar geçiyor içimin tenhalarından
çöl yalnızlığı, kum fırtınası
kan damlıyor avuç boşluklarıma

ey kuş tüyü sevdalardan gelen
lisanım sükûta dikişli, içim kan revan
tut ki yüzüm mahşerde benim
tut ki alnım yazgısından avuçlanmış
nereye götüreceği belirsiz
karanlık bir sırata uzanıyor gözlerim

h/isli bir akşamın tavernasında yürürken
rıhtımlar göçü yaşıyorum suyun aynasında
prangalı içimden sana açılan bir kapı volta alanlarım
“akşamın rengi suya dalıyor
gözlerim denizde” denizde ölüm

sağ bir ideolojinin sol darbesinde devrikliğim
epigrafi savunmalar anaç sorgulara gebe
düşten kaleler, kaleden düşmelerim
seni sevmişliğim geçiyor tüm savunmalarda

pigme boyunda kalmış meğer düşlerim
yorgun gerçeğimde epidemi
içimi coplayan özlemin etkisiyle
kabul diyorum…
bey deviren aşklardan geldiğim doğrudur
sürün mazgalları, kitleyin kapıları
serçelere ip atlatmasın artık yüreğim.

YORUMLA

DEVAMINI OKU
1 Comment

1 Yorum

  1. Adem ÖZEL

    20 Temmuz 2019 at 17:25

    ÇAL TÜRKÜSÜNÜ FELEĞİN

    ÇAL TÜRKÜSÜNÜ FELEĞİN
    Çal türküsünü feleğin,
    Çal rüzgar amca…
    Acıklı bir türkü, edasıyla çal.
    Sevdiğinden ayrılmış taze gelinin,
    Gözüne dökülmüş, sedasıyla çal.

    Islık ıslık aksın haykırışların,
    Feryada, figan bağırışların,
    Yalvarıp, yakarıp çağırışların,
    Hüzünle sonlanmış edasıyla çal.

    Bir kavalda nefesi, en yanığından,
    Bir sazın telinde canlanışından,
    Bir aşığın sesiyle sonlanışından,
    Aşkın narının cefasıyla çal.

    Hava zindansı, yıldızlar kayıp,
    Şehvetle kalkıp, şeytana uyup,
    Keman eşliginde ritmini bulup,
    Sevda sözlerinin temasıyla çal.

    Rüzgar tepelerde,esip geçerken,
    Gece, gündüze hüküm geçerken,
    Yağmur hüzne eşlik ederken
    İnleyen namelerin temasiyla çal.

    Adem ÖZEL (SORGUNLU)

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

Sen gidiyorsun…

Mavi gök siyah çarşafa sarılıyor içimde
Ruhumda palazlanıyor arsız acılar
Yokluğuna ip atlıyor nicedir düşünceler
Dudaklarım kanıyor yokluğunun diş darbelerinde
Sen gidiyorsun…
Öksüz bir çocuk gibi bükülüyorum boynumdan

En iyi ihtimalin uzaklığı dahi ölçülemiyor
Burnumun dibini göremeyecek bir körlük var içimde
İyisin diyorum, şükür iyisin…
Bir teselli arayışında kendime ulaşamazken
Sen gidiyorsun…
Dalın gövdesinden kopuşu gibi kendimden kopuyorum

Bazen, hayatı sığdıracak bir valiz arıyorum
Sonra, sen yokken sığmıyorum hiç bir şeye
Toplayıp kendimi ulaşılmaz uzaklara gideyim diyorum
Birde bakıyorum ki,
Ayaklarımın bastığı yer kutup, içimi yakan çöl…
Sen gidiyorsun…
Yurtsuz bir mülteci gibi kalıyorum ortada

Bu sabah hayali alnından öptü tüm aynalar
Yüzün geçti yüzümün yorgun hatlarından
Sakallarıma vuran güzün o derin manasında
Bir serçe kanat çırptı kırılmışlığından
Bulutların su damıttığı yerde duruyorum
Sen gidiyorsun…
Rüzgarın savurduğu yaprak gibi direniyorum ağırlığımca

Bugün, Rabbim gökleri koru diye dua ettim
Sonra yer çekimine direnemedi gözlerim
Yanaklarım taşkın sellere maruz kaldı
Önce göl yatağına döndü, sonra çöl kuraklığı dudaklarım
Sen gidiyorsun…
Omuzlarıma taşınamayacak bir dünya biniyor…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Çün geceleri

Gönlümde kırık bir zaman masalı
Dönüyorum gecelere har zamanları
Yar eliyle kurulmuş gam fasılları
Şarabı narından yudumla gitsin

Bu liman, bu koy gebedir aşka
Gün gelir dağıtır orası başka
Dert etme sevgili canından başka
Dönsün başımda dert hareleri

Görüyorum dümen dönüyor yazık
Kaldır bu limandan gemiyi artık
Sen gidersin de el sallanmaz mı
Savursun gönlümü yan geceleri

Elbet yıkar yüzümü bir hüzzam yeli
Batacaksa batsın terk etmiş gemi
Bu liman, bu koy benim ezelim
Batar sol yanıma dem geceleri

Gidince ardında kalana bakma
İyi ol, beni hiç kafana takma
Yeniden fütursuz bir aşka akma
Suya at anıları zem geceleri

Bu deniz, bu dalga benim vahdetim
Yokluğun çekilmez sahi zahmetim
Olsun be güzelim sensen gafletim
Göğsüme saplansın çün geceleri.

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

bitap

makyajı akmış sandalların paslı duvarları gibi hüzne akıyorum
ve buharlaşmayı bekleyen buz parçası kadar kendimi dinliyorum…

frekansı cızırtılı antika bir radyo gibiyim
içimde spontane gelişen matemin köz kenarında oturuyorum
kurşun geçirmez bir yalnızlığa bağdaş kurunca insan
kozmik radyoaktif ışın dahi delip geçemez suskunluğunu

bu sabah…
rayları yontmaya hevesli trenler kalkıyor içimden
her durakta yalnızlığım anons ediliyor
önce kendimi indirip, sonra yeniden bindiriyorum
yoksun,
hiç kimse yok,
kendimi taşıdığım bu seferlerde

aynaya baktığımda…
yumruklanmayı hak eden bir surat beliriyor yüzümde
ruhuma enjekte edilmiş adrenalinden sızlıyor bedenim
geçmiyor bir türlü, yanağından öpemediğimde

bir öğretide tanrının eli kolu uzun diye duymuştum
ama kör ve sağır olduğunu söylemedi hiç kimse
çok dua ettim, çok dal kırdım bez bağlarken ümide
kayan yıldızların arkasından koştum yakalarım diye
çok sonra anladım ki, hiç vakti yokmuş meşguliyetinden
üstelik beni görmesi ve duyması da mümkün değilmiş

desibel rekoru kıracak bir çığlık yükseldi aniden
o ara satürn ve jüpiter ekseninden düştüğümü fark ettim
bir kaç diyaframlık nefes daha istiyorum
lütfen…
ölmeyeyim ulan, düzenbazlığa sövgülerim bitmeden

kanatsız uçmayı mucize sananların aksine
kalpsizlerin sevebilmesine şaşırıyorum ben

kirpiklerimin ip atladığı duvar sessizliği yüzüm
yaşam odası olmayan maden ocaklarına benziyor ağzım
nevrotik bir harbin kaotik ortamı iç meydanım
uzak dur, acımı taşıyamaz omuzların…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR