Kalem sahibi ile iletişime geçin

SIIRLERIM

Mah

sine-i sığınağımda cüz / cüz yükselen duygular
kalbe nişangah vakt-i özleme vurunca saatler
gönül boylarımdan bir nida yükseliyor
zaman kuyularından çektiğimiz aşk
ıslık çaldığım şehirlere zılgıt atıyor

yüzümü yalayan rüzgar, Aralık’ta duran güz
yılın son Cuma’sına beni götüren adımlarım
huzur-i aşk makamında mahcup eğiliyor başım
ruhumun karanlık duvarını döven hüznü eza ile
avuç boşluğuma inen dua’da ulaşır mıyım murada

geceden kalan hissi Yasin taşıyorum göğsümde
Selamün kavlen min rabbin rahim” ile gülümserken
sureyi bakara’ya geçiyor içim
yaşam yıllığımda zararı ikrar edince bilançom
ente mevlana’da “kavmil kâfirîne” büyüyor öfkelerim

söyle ey sadırım….
ezan’a muhtaç semalara ulaşır mı figanım
solan gülistanımda öter mi yetim bülbülüm
nefeslerine sığınan ten, avuçlarına sokulan el
yanmadan yeniden can bulur mu hissi cemre’de…

gönülhanemde girizgah olduğum sevgili
ezel sürgünümden kaçan ebed yolcusuyum ben
ihtişamlı bir cefa olsa da bana düşen firak
hak ile yeksan olmadan taşıdığım emanet
ruh-i haletimde sığındığım aşkta hiç’im ben…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

yokluğuna…

ağır uykulardan geçiyor şehrin sessizliği
sağırlığında sallanan sokak lambası
gözlerime biriken yağmur taneleri
yağsa sel alacak gönül yatağımı

gündüzden kalma fırtınalar içimde
dalgası yüreğime vuran sesin
öfkelerin lav taşıdığı bir halde
yakıp, yıksan rahat eder belki de için

ruhumun kabristanından geçiyorum
üzerime kürekle toprak atan sen misin?
ne ara, yoksa öldürdün mü beni?
bu ağır sessizlik neyin nesi…

acılar tuğladan duvar örüyor
çatısı olmayan ev misali
içim su alıyor kendimden kaçtıkça
rüzgarın yüzüme çarptığı kar taneleri
ve yine ıslanıyor
yokluğundan kaçmaya çalışırken benliğim

yabancısı olduğum bu şehir
kaldırım taşlarındaki anlayışsızlık
kendimi içine sığdıramadığım dünya
sen yokken…
neden her şey bu kadar küçük
ya da fazla büyük…

yol boyu yükselirken gölgeler
adımlarım dünyaya olan öfkemi eziyor
anlasam dillerinden konuşurdum
insanların anlayamadığını anlatarak ağaçlara

ayak bileklerimde buz kesiği
ve parmak uçlarımda raptiyeli bir ağrı
sonradan fark ettim
ayakkabı yerine terlik giydiğimi

merak etme iyiyim…
henüz ölmediğimi üşüyünce anladım.

Stockholm 10 Mart 2019 / yokluğundan kaçarken…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

nar ateşi…

ya git harabeye döndür yurdumu
ya kal cennet eyle gönül bağımı…

gönül tahtımda dururken alın yazgımla
örttüğüm mezarlıklara kazmayı vurma
öfkelerini çekiç edip,
sözleri çivi misali çakma
kalbim acıyor…
beni yokluğunla itham ettiğinde…

biz ki ezel zamandan, ebede yürüyen
sonsuzluğu yurt bilen bir aşkın
en zirvesine böyle çıkmışken
uçuruma düşmek yakışmaz bize…

öfkelerin galip geldiği yerde
mağluptur insanoğlu…
ki aşk öfkenin rüzgarında yaşamaz

yokluğunu azı dişimin ağrısıyla çekerken
varlığına can atan yanımdan sitem etme
sensizliği gam eyleyip sızlarken
sana arzularımı yük bilme yüreğine

ben ki seni aşkın divanında yar bilen
yüreğimin gelini eylediğim sevgili
sana bu kadar çırpınırken kalbim
senden geçiyor olduğumu söyleme…

hüznün yoldaştır gönül yoluma
gamın sırdaştır suskun halıma
yüreğinin mültecisidir bu aşk
be’mecal kalsam bile gönül yurdunda
yakma nar ateşini kollarımda…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Lal-i firkat

ağır aksak zamanın ipinde gergin kirpiklerim
çatık kaşlarımın düşünceleri beraat ettiği vakit
dudaklarımı coptan geçiren dişlerim öfkeli
düşünceler tehlikeli sloganlar yazıyor beynimin duvarlarına
özleme duygusu gönlümün ranzasına benzin döküyor
gözlerim çakmak taşı ve kalbimin fitili ateşledi
binlerce kilometreye serilmiş göz pınarlarım
susuma saklasam da tüm kelimeleri
yanaklarından devrilip dudağının kıyısına vuran dalga
ağzıma lav taşıyor
içimde çıkan yangının dumanlarını bastırsa da bedenim
yoksun, bu yangına su dökülmüyor…
şehrin kalabalığında attığım binlerce adımda aynı ritm
na sen caddeler ve la mekan yüreğim tüm adreslerde
kaldırımlardaki beton soğukluğu yüzüme çarpıyor
yüreğimin buhran kazanında kaynarken hasretlik
“Uğurlama” türküsünde sesim lal-i firkata karışıyor…

Stockholm – 06 Mart 2019

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR