Kalem sahibi ile iletişime geçin

SIIRLERIM

İstanbul

Ey İstanbul
ruhumda siyah, simsiyah bir yalnızlık
beyaz gecelerde irin kaplıyor aydınlık
her geçen gün, bir başka büyüyor içimin sıkılganlığı
bir eğilip, bin öpesim var toprağını

ruhum kirleniyor buralarda
alnımda koca bir leke gibi duruyor bu uzaklık…

Ey İstanbul
yaşamayan ne bilsin sana olan tutkuyu
omuzlarında duran tarih,
ortasında durduğun dünyadan da büyük
sonsuzluğa uzanan bir sela gibi
arşın yedi kapısına senden yükseliyor ezanlar

seni solmayan ne bilsin kokunu
özlemeyen hissetmez o yardanda yaren ruhunu

Ey İstanbul
senden geçersem niran olsun yüreğim
aç o kadim bağrını, kalbimi boğazına dökeyim
sorma kalp sızımı, sorun değil
kaburgası kırık bir Ceylan gibi can çekişirim

susmasın, yükselsin yedi tependen ezanlar
sensizliği öksüzlük bildiğim bu cihana…

altı/altı/2018 Stockholm

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

Ham

Mabed-i ensar rükusunda vehm-i aşktayım
Ellerime giydirilmemiş avuçlarının boşluğunda
Revnak yağıyor vakitsiz gelen sonbahar yağmurları
Vuslata düşünce, ardım sıra gelen bu özlemin
Aklıma eştiği duygunun çukurundayım şimdi

Kimse bilmez benim sana gönül muhabbetimi…

Ruhum enkazındayken yengi yarende aşka niranım
Eni boyu bir araya gelmeyen mesafelere uzanınca vakitsiz
Yankısı beynime nakşolan sesinin tınısına
Yelken açıp, kürek çektiğim hayallerden geliyorum
Aklımın duvarlarını özlemin çukuruna it yokluğunla
Nadan bir ok misali çıkıp fırlarım ben yayımdan

Secde edip eyvallah çekerim bu alın yazgısına
Ezva-i meftun hallerin girdabına bırakıp ruh-i haletimi
Muğallak duyguların celbine teslim et beni
İrfan nedir, ilim nedir bıraktım mecnunlukta
Hakikat denilen şey hisetmekle ilgiliyse eğer
Hakikat-ı ayanım içimi yalpalayan bu duyguda
Arzu halim yamandır kendime ve zul diyorum sana
Nev acıların en türlüsüne ban beni…

Yoksa… Pişemem ben bu hamlığımla.

17.10.2018 / Stockholm

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

sen gidiyorsun…

günlerden yokluğun
içimde biraz daha yer açıyorum
döndüğünde selasını oku diye
özleme mezar eşiyorum

bugün kedere banıyorum ekmeğimi
tuzsuz aşın pişmemiş hali gibi
çatal kaşığa öfkelenip
kurduğum sofrayı dağıtıyorum

sonbaharın son faslı sevgili
dallardan hüzün ürperirken
kirpiğin namlu ve duygular şarjör
yollar yaprak dökümü
gidiyorsun işte
binlerce kilometre daha açıp arayı
menzilden çıkıyorsun

bakışının siyah beyaz rolünde
kamera arkası telaşındayım
deklanşöre basman için
daha ne kadar bekleyeceğim
bilmiyorum…

gözlerim aynı göğün altındayız
ayaklarım aynı toprağın üstünde
aklım özlemekte güzel
ve yüreğim…
aynı duygunun içindeyiz diyerek
kendini teselli ediyor

lakin…

içim dışıma üryan bugün
öfkelerim kemiğinden sıyrılmış
mantık senelik izinde
kendimle kavga ederken
sen gidiyorsun…

ilk kez tattığım yokluğunla
melankolik hüznün tadını
ve başka şeyler de öğrendim
solumda oluşan boşluğu
beynimde nükseden çukuru
keşfettim…

hatta…
insanda fay hattı olduğunu da
sen giderken öğrendim
hani döneceğini bilmesem
galiba özlemekten ölecektim…

16.10.2018 / Sen giderken / Stockholm

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

gibiyim…

Müslüman bir ülkede ezansız kalmış sema gibiyim.
Ruhumun kapılarına demir sürgü çekilmiş mahpus gibiyim.
Sorma neden…
Nedensiz sorgularda cevapsız kalmış soru gibiyim…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR