Kalem sahibi ile iletişime geçin

SIIRLERIM

Hiç’liğin makamı

Şerha duyguların mahzeninde sürükleniyor bedenim
Odam soğuk, mekanım dar ve zaman ıslık çalıyor
Yokluğun özleme dikiş atarken içimde
Kısıtlı bir sevdanın cam kesiği kanatıyor kalbimi
Derin uykulara dalmış hayallerimin ülkesinde
Güne yorgan atıyor sancılarım

Mevsim bildiğiniz kış, saçaklarımdan har damlıyor nedense
Dilim keskin bir bıçak ağzı, yüreğim la mekan kendine
Beyazdan libas takılıyor konduğum düş salıncağına
Hiç’liğin makamına yürürken, düşüyorum gözlerimden
Çatlamış dudağımın güzafında mühürlerken tenini
Kirpiklerimden öptüğün bir gün hayal ediyorum

Kar yağıyor gönül aralığıma
Sokağım güz yemiş donuk bir uykuda
Sancılarımın ip atladığını gördüm oradan oraya
Bu mesafeler, tarifi olmayan his yoğunluğu
Sisler içinde kendimi ararken
Sorsalardı, adına boğulmak derdim bu duygunun

Özlediğim ses, içinde yaşadığım sessizlik
Gönül eleğinden süzülürken bir aşkın sonsuzluğuna
Hiç’liğin makamında
Defalarca dağılıp, toplandığımı gördüm aynı duyguda
Fark ettim ki, hiç bir aşk aşığını öldürmeden ölmez
Sevmek bu olsa gerek, aşk bu…
Düşüp, düşüp aynı yerden, yeniden daha çok sevmek…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

yokluğuna…

ağır uykulardan geçiyor şehrin sessizliği
sağırlığında sallanan sokak lambası
gözlerime biriken yağmur taneleri
yağsa sel alacak gönül yatağımı

gündüzden kalma fırtınalar içimde
dalgası yüreğime vuran sesin
öfkelerin lav taşıdığı bir halde
yakıp, yıksan rahat eder belki de için

ruhumun kabristanından geçiyorum
üzerime kürekle toprak atan sen misin?
ne ara, yoksa öldürdün mü beni?
bu ağır sessizlik neyin nesi…

acılar tuğladan duvar örüyor
çatısı olmayan ev misali
içim su alıyor kendimden kaçtıkça
rüzgarın yüzüme çarptığı kar taneleri
ve yine ıslanıyor
yokluğundan kaçmaya çalışırken benliğim

yabancısı olduğum bu şehir
kaldırım taşlarındaki anlayışsızlık
kendimi içine sığdıramadığım dünya
sen yokken…
neden her şey bu kadar küçük
ya da fazla büyük…

yol boyu yükselirken gölgeler
adımlarım dünyaya olan öfkemi eziyor
anlasam dillerinden konuşurdum
insanların anlayamadığını anlatarak ağaçlara

ayak bileklerimde buz kesiği
ve parmak uçlarımda raptiyeli bir ağrı
sonradan fark ettim
ayakkabı yerine terlik giydiğimi

merak etme iyiyim…
henüz ölmediğimi üşüyünce anladım.

Stockholm 10 Mart 2019 / yokluğundan kaçarken…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

nar ateşi…

ya git harabeye döndür yurdumu
ya kal cennet eyle gönül bağımı…

gönül tahtımda dururken alın yazgımla
örttüğüm mezarlıklara kazmayı vurma
öfkelerini çekiç edip,
sözleri çivi misali çakma
kalbim acıyor…
beni yokluğunla itham ettiğinde…

biz ki ezel zamandan, ebede yürüyen
sonsuzluğu yurt bilen bir aşkın
en zirvesine böyle çıkmışken
uçuruma düşmek yakışmaz bize…

öfkelerin galip geldiği yerde
mağluptur insanoğlu…
ki aşk öfkenin rüzgarında yaşamaz

yokluğunu azı dişimin ağrısıyla çekerken
varlığına can atan yanımdan sitem etme
sensizliği gam eyleyip sızlarken
sana arzularımı yük bilme yüreğine

ben ki seni aşkın divanında yar bilen
yüreğimin gelini eylediğim sevgili
sana bu kadar çırpınırken kalbim
senden geçiyor olduğumu söyleme…

hüznün yoldaştır gönül yoluma
gamın sırdaştır suskun halıma
yüreğinin mültecisidir bu aşk
be’mecal kalsam bile gönül yurdunda
yakma nar ateşini kollarımda…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Lal-i firkat

ağır aksak zamanın ipinde gergin kirpiklerim
çatık kaşlarımın düşünceleri beraat ettiği vakit
dudaklarımı coptan geçiren dişlerim öfkeli
düşünceler tehlikeli sloganlar yazıyor beynimin duvarlarına
özleme duygusu gönlümün ranzasına benzin döküyor
gözlerim çakmak taşı ve kalbimin fitili ateşledi
binlerce kilometreye serilmiş göz pınarlarım
susuma saklasam da tüm kelimeleri
yanaklarından devrilip dudağının kıyısına vuran dalga
ağzıma lav taşıyor
içimde çıkan yangının dumanlarını bastırsa da bedenim
yoksun, bu yangına su dökülmüyor…
şehrin kalabalığında attığım binlerce adımda aynı ritm
na sen caddeler ve la mekan yüreğim tüm adreslerde
kaldırımlardaki beton soğukluğu yüzüme çarpıyor
yüreğimin buhran kazanında kaynarken hasretlik
“Uğurlama” türküsünde sesim lal-i firkata karışıyor…

Stockholm – 06 Mart 2019

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR