Kalem sahibi ile iletişime geçin

Hayat hep aynı sahneyi oynadı bana
Bana her nasihatında
YAVRUM;
Büyük insanlar affetmeyi, bağışlamayı bilenlerdir derdin
Bu sözünü hiç unutmadım ANNE
Gerektiğinde affedici, gerektiğinde bağışlayıcı oldum
Şahsıma yapılan her hakareti affettim
Karşımda ki insanlar hata yaptıklarında bağışladım
Her şeyi görmeme rağmen göz yumdum
Bir gün mutlaka dönerler bu hatadan dedim
Ama onlar beni kandırdıklarını zannettiler
Kendilerini de uyanık sandılar ANNE

Hayat değer verirken değersizleşmenin ne olduğunu öğretti ANNE
Bana her nasihatında
YAVRUM;
Değerli insanlar, karşılarında ki insanlara değer verir derdin
Bu sözünü hiç unutmadım ANNE
İnsan ne olursa olsun değerlidir dedim
Bana attıkları bütün kazıklara rağmen değer verdim
Değer verdikçe, bazen küçüldüm bazen horlandım
Ben değer verirken, onlar beni ahmak yerine koydular
Diledikleri gibi kullandıklarını zannettiler
Zaman zaman buruşturup attılar bir kenara kendilerince
Ben yine sesimi çıkarmadım
Ama yıprandım, yoruldum ANNE

Hayat kırılganlığın ne demek olduğunu öğretti ANNE
Bana her nasihatında,
YAVRUM;
Fedakâr insan, kırılgan ve alıngan olmayanıdır derdin
Bu sözünü hiç unutmadım ANNE
Her işimde fedakârlığı en ön planda tuttum
Hiç kimsenin olamayacağı kadar fedakâr oldum
Kendi haklarımdan her türlü feragat ettim
Ama karşımda ki insanlar beni mecbur zannettiler
Onlara mecburmuşum gibi muamele ettiler ANNE
Hiçte fedakârlığımı göz önünde bulundurmadılar
Hiçte üzülmediler
Alaycı oldular kimi zaman
Kimi zaman bardaktaki son damlayı taşırdılar
Buna rağmen ben fedakâr oldum
Beşer şaşar dedim
Bir gün yaptıklarını anlarlar diye sabrettim
Hiç anlamadılar yaptıklarını ANNE
Aksine ben fedakâr oldukça,
Onlar daha çok haklı buldular kendilerini
Kendimi anlatamadım, beni anlamadılar ANNE

Hayat bana sabretmenin kaybediş olduğunu öğretti ANNE
Bana her nasihatında,
YAVRUM;
İstikrarlı insanlar sabretmesini bilenlerdir derdin
Bu sözünü hiç unutmadım ANNE
Her işin başı sabırdır diye tefekkür ettim
Mümkün oldukça bekledim
Bu gün olmazsa yarın olur düşüncesiyle
Devamlı erteledim umutlarımı
Her yeni güne yeni bir umut ekledim
İnsanların sabırsızlığına sabır ile karşılık verdim
Azarlandığım zamanlar bile ya sabır demesini bildim
Sabır kılıcıyla yılları dövdüm
Her şeye rağmen sabrettim
İnsanlar kimi zaman beni vurdumduymaz sandılar
Kimi zamanda ne kadar sabırlısın demelerine rağmen
İşlerine gelmediği zaman farklı yorumladılar
Kırıp incitmelerine rağmen korudum sessizliğimi
Şeytana pirim vermemek için direndim
Ama direndikçe kaybettim ANNE

Hayat bana sevginin kendimden geçmek olduğunu öğretti ANNE
Bana her nasihatında,
YAVRUM;
Seven insan, kendinden daha çok sevdiğine değer verendir derdin
Bu sözünü de hiç unutmadım ANNE
Sevdim; hem de herkesten daha farklı, daha güzel
Sevdiğim insan için her şeyden vazgeçtim
Önce gururumu bıraktım ayaklarımın dibine
Sonra gözyaşlarımı toprağın göz bebeklerine
Ardından bütün kalbimle yürüdüm
Beni anlamadığı zamanlarda bile sustum
Her söylediğine inandım
Bütün yıkımlara rağmen tamir etmesini bildim ANNE
Seven her şeye rağmen sevmelidir dedim
Kendimden daha çok ona zaman ayırdım
Onu düşünmeden yemek yemedim, su içmedim
Girdiğim her mekâna onunla girdim
Çıktığım zamanda mutlaka yüreğimi yanıma aldım
Hayat bazen bir gölge misali beni kovaladı
Bazen de ben kovaladıkça o benden kaçtı
Emin değilim ama
Bazen ben sevdikçe sevdiğimde benden kaçıyor gibi ANNE
Değer verdikçe,
Sanırım oda beni ona mecburmuşum gibi değerlendiriyor
Oysa zaten vazgeçilmezdir benim sevgim
Sadece durmam gereken yerde durmalıyım sanırım
Durmak vazgeçmek değildir ANNE
Onunla bir ömrü değil, ebediyeti yaşamak istiyorum
Sakın üzülme şikâyet etmiyorum ANNE
Ben sevgimden asla vazgeçmedim
Olmasa bile yinede yaşarım kendimce bu sevdayı
Ama zoruma gidiyor ANNE
Gerçekten sevmekte sevilebilmek değilmiş
Öyle bir zamandayız ki
Sevmek bile küçültüyor insanı
Severken küçülüyorsun be ANNE…
Severken küçülüyorsun be ANNE…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

Kefensiz kahramanlar

Ağıt yakma, yas tutma, üzülme
Kaldır başını, uyan artık gafletten
Eğilme, gam çekme
Şu dalgalanan bayrak, gördüğün ay, yıldız
Baktığın ufuk, daldığın deniz bir

Toprak kucağını açmış, gök kapıları
Yarınları aydınlık yurduma yürüyoruz
Sağımda Kürt, solumda Arap kardeşim
Tekbir sesleri tek dilde yükseliyor
Ha şehadet, ha kurtuluş bizim için bir

Bir el uzanıyor arşın kapılarından
Bir el sarıyor bizi yedi kuşaktan
Tuttuğumuz kubbe, yükseldiğimiz minare
Öldüğümüzü söyleme, düştüğümüz nerede görülmüş
İlk fecirden sonra beklenen aydınlık
Göğü rahmet, toprağı şehadet vatan bir

Gör şu vatanın bağrında yatanları
Ne olur anla kefensiz kahramanları
Bak şu cephede amansız savaşanlara
Bak ta, basma şu cehalet mayınına

Oyun büyük, deccal sıfat değişmiş
Mazlumlar sürgün, yurduna hasret kalmış
Bak şu tuzlu dalgaya ne Aylan’lar yutulmuş
İdlib kimin yurdudur, kimler niçin kuşatmış

Kavimler göçünde baş çekerken bu ümmet
Dur demezsen seni de bulacaktır bu illet
Yurduna sürgün, düşmana dönmüş hicret
Durma Allah aşkına, vurda bitsin artık bu zillet

Ey gafil düşen şaşkınlar şaşkını
Dört tarafı düşmanla sarılıyken yurdumun
Gün birlik, gün dirlik günüdür
Gün mazluma umut, düşmana korku günüdür
Durma, uyuma hatta gerekirse yaşama

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

soluk’suz

soluksuzum bu aralar
aralıksız…
sağır bir geceye dil döküyorum
arada bir rüzgar cevap veriyor
sessizlik kulaklarımı patlatıyor
beynimde provokasyon
silüetin su sıkıyor gözüme
sayıklıyorum arada
ne yapıyorsun?

göğsümün kafesinde toma ağırlığı
üstümden palet geçiyor
ayak bileklerimden kırılıyorum
göğsümde zelzele
hala direniyorum sana
sebebi belirsiz sensizlik
amacın ne?

sana sorduğum sorulara
duvar cevap veriyor
bilmiyorum…
buz gibi donuyorum
dizlerim sızlıyor
bilirsin
ben en çok dizden çekerim ağrıyı
rüzgar ayak bileğimden öpüyor
soğuk düş, sessiz düşüş
bir firkat alıyor beni
uzak ihtimal
yakın gerçek

uykularımı zekat verdiğimden beri
sadaka niyetine uyuyorum arada
döşek taş sunağı
yorgan karabasan
ve hüzne el vermişliğim
epey revaçta bu sıralar

kaburga kırığı kalbime batıyor
sineğin bulandırdığı mide
hatrı sayılır artık
içimde vazgeçişin
her aşk ayrılığa gebe
sensizliği doğuruyor öfkelerin
yükselen sesinde alçalıyor kalbim
sonra vazgeç diyorum
dememe kalmadan
vazgeçmişliğim beliriyor
bir saat önceki dua
bir sonraki saatin bedduası gibi
ne bileyim
insan kırılınca
ayar tutmuyor mısralar…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

kahr

beyaz yapraklarda kanlı dövüşlerin yara izleri
katliam meydanlarında inanç çatışmaları
aklıma sığmayan dehşetin üç boyutlu tomografisi
ve inancımı katleden seferler geçiyor gözümden
satırlar kalbime batıyor, içimde can pazarı

düzenimi tar’u’mar eden düzensizliğin içinde
aldığım ilk darbe etkisi duruyor daha Uhud’da
neden kör olduğum, niçin uyanmadığım sorulur
şu başsızlığım, hevada yiten inancım
ah kâr/zararı bilmeyen tüccarlığım
üstelik vahşet kılıcının darbesi ciğerlerimde dururken
nasıl açılsın gözüm, nasıl uyanayım ölmüşlüğümden

tuna ciğerlerinden kılıçlandığından beri
vahşi bir toplumun ölüm rüzgarı esiyor
bu gönüllü bir göç değil,
evelden sürülmüşlüğümün dramı
çocuğumun kundakta katledilme ağıdı
Endülüs yangını, Kudüs vurgunu

bin koldan saran dehşetin ölüm tacirliği
bölünmüşlüğümün mezhep çatışmasında
yüzümü kanla sıvar inanmışlığım
bu bir sistematik ırk ayrılığı, kerbela
Körfez’de batışım, Aksa’da savrulmuşluğum
soykırım ve faili meçhul vurulmalarım
namusu kirlenmiş bir anne utancı
bir babanın dara çekilişi
ah… benim bahtsızlığım…

dağların boyun eğdiği zulümler
Bizans oyunlarıyla sergilenirken Anadolu’da
Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Marmara…
altımdan nice fay hattı geçiyor
kuşanmışım her koldan
annemin karnında vurulmuşum
nasıl anlatayım…
tarifsiz ölümlerde apansız çığlıklar
bir inancın başını soysuzca çekenlerin
ölüm marşları çınlıyor kulaklarımda
Bal’kan’lar bal’çığa düşmüş
önce ferman,
sonra soyların sürümü ve kıyımı

Piacenza’yı unutursam kahr’olayım
II. Urbanus’un inancıma kustuğu nefret
verdiği ferman ve vahşeti başlatan o narayı…

Kudüs’ü, Endülüs’ü, Aksa’yı…
Srebrenitsa’nı, Arakan’ı, Irak’ı…
Filistin’i, Suriye’yi, Çeçenistan’ı,
Uygur’u, Somali’yi, Kırımı…
Özümü, sözümü, közümü unutursam kahr’olayım!

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR