Kalem sahibi ile iletişime geçin

Hakkımda

Semihhan Aydemir

Semihhan AYDEMİR

İnsanın en zor tarif ettiği ve tarafsız anlata bildiği kendisidir…

Semihhan AYDEMİR kimdir? (Kimim ben?)
Klasik bilgi ışığında bakılınca 1980 yılında Azizler şehri El-Aziz (Elazığ)’in dünyaya kapalı pencereleri olan bir köyde hayata gözlerimi açmışım. Yokun var olduğu zamanın son yıllarına denk geldim. Popüler eğitim anlamında tahta sıralara sadece beş yıl oturdum ve benim ne Ortaokul’dan en iyi arkadaşlarım ne de Liseli aşklarım olmadı. Üniversitelerin çılgın partilerini de bilmem. Ancak zaman, başarmak için azmin, kazanmak için sabrın en güçlü silah olduğunu yaşadığım zorluklarla mücadele ederken bana öğretti.

1994 yılında dedem tarafından şamarı iyi yemiş olmam gerek ki soluğu İstanbul’da almışım… (Allah mekanını cennet eylesin) 
İşte benim gerçek hayat ile tanışmam bu tarih itibarıyla başlamış oldu.

Özüyle çatlamış toprağın koynuna düşmüş hayatın köy hali ile yaşama merhaba diyen ben. Her çocuk gibi koşup oynamış ve yine her çocuk gibi düşüp dizlerini kanatmışlığım vardır. Herkes gibi kayıplar yaşamış ve yine herkes kadar tutunmaya gayret ediyorum yaşama…

Üstat Mevlana Celaleddin Rumi’nin ;
“Güneş gibi ol şefkatte, merhamette
Gece gibi ol ayıpları örtmekte
Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” dediği bir hayat sürdürmek nasıl mümkün olur sorusuna yanıtlar arıyorum.

Küçük yaştan beri karalamaya çalışan ve yazmaya gayret ettiğim şiirler, sözler ve yazılar, büyük bir çoğunluğu düşüncenin taşıdığı amaca ulaşmasa da temelinde hepsine bir rol yüklenmiş ve her sözün bir sorumluluğu vardır.

Yazmayı seviyorum…
Zira kendimle özgürce konuşuyorum.
Yazmayı seviyorum…
Zira en çok kalemimin beni anladığını düşünüyorum.

Elbette her çıkış noktasında hayır yoktur. Bu yüzden olup bitenden yahut kendimden kaçarken, kalemime sığınıyorum. Ama inanın yazdıkça kalemin keskinliğine değil, kağıdın sabrına hayran kalıyorum.

Neden yazıyorum?
Başkalarını suçlamak kolaydır, kolaycılıktır. İnsanın kendi iç dünyasına dönerek vicdanın aynasından kendine bakması da yeterli değildir. Bir de onu içselleştirmek ve delillendirmek gerektiğine inandığım için sözlere anlam yüklüyor ve anlamların getirdiği sorumluluk ile yoğurmaya çalışıyorum ham benliğimi.

Neredeyse hepimiz günümüzün getirdiği zaruriyetlerden ötürü, İnterneti kullanır, televizyonu seyreder ve gazeteler okuruz. Bir paylaşımın amacını, bir filmin konusunu veya bir havadisin doğruluğunu, onu yazan, ekleyen ve kurgulayanın bizde yarattığı intiba ile anlamlandırıyoruz. Genellikle en büyük hatayı da burada yapıyoruz. Doğru edindiğimiz intiba yanlış, yanlış edindiğimiz intiba doğru olabilir. Bu nedenle bir kaç kez sorgulamak, ortaya koyulanı reddetmek değildir ve onu doğru anladığımız anlamına gelmemektedir. Düşüncelerimizden dahi hesaba çekileceğimiz büyük günün bilinci ile yaşamayı Mevla nasip eylesin bizlere… Zira büyük günde iki büyük hesap vardır. Bir yanda büyük kayıp, diğer yan da ise büyük kazanç. Hangisinin bize verileceği de yaşadığımız süre içinde inşa ettiğimiz yaşamın yol taşları ile ölçülür.

Gönüller şairi, Yunus Emre der ki;
“Miskin Adem oğlanı, nefse zebun olmuşdur
Hayvan canavar gibi, otlamağa kalmıştır

Hergiz ölümün sanmaz, ölesi günin anmaz
Bu dünyadan usanmaz, gaflet önin almışdur

Oğlanlar öğüt almaz, yiğitler tevbe kılmaz
Kocalar taat kılmaz, sarp rüzgar olmuştur

Beğler azdı yolundan, bilmez yoksul halinden
Çıktı rahmet gölünden, nefs gölüne dalmışdur

Yunus sözi alimden, zinhar olma zalimden
Korkadurın ölümden, cümle doğan ölmüşdür.”

Kibre düşkün, beğenmişlikte zirve yaptığımız ve saltanat sandığımız tüm bu tepeden bakışlarımızın gözlerimizi daha fazla kör etmeden uyanmamız duası ile…

Peki hayatım sadece yazmaktan mı ibaret?
Elbette değil, gelişen teknoloji ile uyum içinde kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
İleri seviyede kullanma becerisine kavuştuğum teknoloji ile 1996 yılında tanıştım ve Türkiye’de 1997 yılında başlayan İnternet furyasıyla çılgınlar gibi çetleşen insanların aksine bu teknolojiyi inşa eden beyinlerin hayatlarını inceleyerek başladım. 1998 yılında ilk blog sayfamı kurdum ve oraya eklediğim şiirleri daha romantikleştirmek için görsel çalışmalar yapmaya başladım. İlk zamanlar Point ve Swish gibi programlar kullansam da daha sonra yeni teknolojiye olan ilgim beni farklı noktalara götürdü.

Etkin olarak şu anda aklıma gelen;  
Microsoft Windows Operativsystem, Word, Exel, Powerpoint, Microsoft Office Sharepoint Desinger, Linux Operativsystem, PhotoShop, FrontPage, Html- Dhtml, Html5,  MocroMedia,  Fireworks,  Flash,  Swish,  Java,  QuarkPress,  Php Kod, MySQL, CorelDraw, Autocad, –Indesing, Autodesk, Digital Physiognomy, Portrait Ptofessional Studio, aXmag, Frehand, CSS ve Farklı Scriptler gibi yanı sıra web tasarım ve yazılım noktasında işe yarar bir çok açık kaynak kullanabiliyorum.

Tüm bunları bilmek ve kullanmak bir insanın teknik gelişimi için yeterli midir? Kesinlikle hayır…

Bu teknik bilgi iş anlamında elimi güçlendiriyor. Her hangi bir iş yapmaya kalktığımda insanlara etkin tanıtımı noktasında işimi kolaylaştırıyor. Birde yaptığım işi anlatım noktasında yazmanın verdiği bir avantajla birleşince elbette daha etkin oluyor. Zaten bu sayede yaşamakta olduğum İsveç’te basın kartı alabilme imanım oldu ve böylelikle de resmi olarak Gazetecilik kimliğine sahip oldum.

Uzun bir süre İsveç’te gazetecilik yaptıktan sonra Türkiye’de de nüfuslu ve devlet himayesinde olan bir gazetede Dış Haber Diplomasi Editörlüğü görevinde yer aldıktan sonra 06 Ocak 2017 tarihinde yeniden İsveç’e dönmeye karar verdim ve şu anda burada ortağı olduğum bir Seyahat Acentası olmak üzere, İsveç’in en büyük Haber platformu olan İsveç Gündemi web sitesinde de ortak bir şekilde hem medyadan kopmadan gazetecilik mesleğimi sürdürüyorum hem de ticaretimi yapmaya devam ediyorum.

Bu kadar daldan dala konmaya, bu kadar çok işe bulaşmaya ya da teknolojinin içinde bu kadar diplere dalmaya gerek var mıydı diye bana sorulsa aslında hiç gerek yoktu. İnsanların büyük bir bölümü kadar teknolojiden hiç anlamamayı, düzenli bir yaşamı ve kesinlikle yazmaya daha etkin devam etmeyi çok çok isterdim.

Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.