Kalem sahibi ile iletişime geçin

Şimdi yüreğine bağdaş kurmuş yetim sevdanın kelepçelerinde esareti yaşa. Sana ne bıraktığımın öneminden geçerek, yaşadığım önemsizlikleri bırakıyorum baş yastığına ve ruhunun kirlendiği sokaklardan geçiyorum. Kaldırımlar boyu şehvetin, ihtirasına boyanmış duvarlarda yüzünün çizgilerini görüyorum. Dudaklarının iz bıraktığı boyalara kusarak nefretimi, bir şişe şaraba gömdüğün sevdanın pusulasını yırtıyorum bu gece. Şimdi silkeliyorum üzerimdeki kirlerini, güvez rengine boyanmış dudaklarının arasına oturmuş esrik tebessümün beyninde oluşturduğu narat dönüşleri hesaplamıyorum.

Gittim ve oyun bitti… Şimdi tutarsız hallerinin boşluğunda en büyük çelişkileri yaşa ve seni nasıl sevdiğimin öneminden geçerek, senden nasıl vazgeçtiğimin sorusunu bırakıyorum kafana, bir de unutmadan, tenine serilmiş üç kuruşluk çarşaflara dilediğince ser bedenini… Umurumda değilsin! Umudumda değilsin… Bugün senin olsun, yarın da hatta önümüzdeki bir kaç yıl da senin olsun. Devranın döneceği, yüzünün buruşup teninin eskiyeceği günlerden de geçerim. Bakışlarında bin pişmanlık, yüreğinde azapsı bir sızıntı ve utanç içinde yüz hatlarının çukurlarına düşeceğin o gün gelir. Yanakları kızarmış sokak lambalarının rüzgarın eteklerini savurduğu günleri anımsayarak güzelken haz aldıklarında gün gelir boğulacaksın.

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAZILARIM

Frenk/Şino

Şino, sana söylemiş miydim
yakında hiroşima kırsallarında
kamikaze şovalyelerinden Cincano ile randevum var
Frenk yapma dostum, aklın başında mı
Stariçe ile çarpışmak mı istiyorsun
Şino, bu benim son şansım olabilir
en son isot tarlamıza yaymıştı davarlarını
namus meselesi, istersen karışma

Frenk, isotlar söz konusu olunca epey hassas
gururlu çocuk ne de olsa
ha gökten yıldızı kopmuş,
ha ayranı isotsuz kalmış
aynı şey…

Stariçe kışlalı gibi davranıyor
topçu sarayından ağır tehditler savurup
mancınıkla Frenk’in camına taş atıp duruyor
mahallede dedikodu kol geziyor
Frenk gereğini yapmalı

tavuz kuşuyla ördek yavrusunun eşleşmesine benziyor durum
Frenk fazla şehirli, Stariçe epey sihirli
Şino yine devreye giriyor
Frenk, dostum bunu yapmak istediğinden emin misin
Frenk, İngiliz aksanıyla konuşup
Fransız utangaçlığıyla yorgan örtüp
Urfa’lıyız ezelden çıkışları yapınca işler karışıyor
Şino, sana karışma demedim mi dostum
tamam dedin demesine ama iş mi bu
istersen bir akıl danışalım

Frenk, kime?

Şino, mahallede beştaş oynadığım tek arkaşımsın
seni kaybetmek istemem Frenk, anlıyor musun?
Frenk, sen söyle Şino ne yapmalıyım
Şino bir süre kafasını kaşır…
“kul sıkışmayınca hızır yetişmez” Frenk
buldum…
Frenk, çatlatmasana adamı, söyle Şino ne buldun

aşağı mahallede yalnız yaşayan Recep’i bilirsin
bir de yaz akşamlarında
şehir manzarasına sırt verip
mezarlığa karşı meylenen Kemal’i
Frenk, he bilirim ne olmuş
en son Adana’da düğünden kız kaçırma olayına karışmaktan sabıkalı
Şino ciddi olamazsın hadi gidelim
ya da dur, dur!
hemen aceleye getirmeyelim işi
korktuğumuz anlaşılmasın…

Frenk döner Şino’ya Recep kızı kaçırmış mıydı?
Şino, Kemal’in anlatmasına göre hayır
ama olay şöyle gelişmiş
Recep, Kemal ve bahçeli’den üçüncü şahısla
üç deli fişek, üç kırgın çiçek
çok havalı giriş yapmışlar düğün mahaline
sonra işler değişmiş dostum
kız tarafı kalabalık gelince üzerlerine
bunlar hayırlı olsuna geldik diyerek düğüne katılırlar
ve epey halay çekip ayrılmışlar
Frenk, sonuçta dayak yememişler değil mi?
Şino, yok dostum bunun için diyorum ya işte
e hadi danışalım…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

YAZILARIM

Aşkı öldürmeyin…

Yakalanan duygu aşk olunca, hayata kıyam edip ömrün güzafına diş bilemek gerekir. Gelen heyecanların kattığı ahenkle dans ederken yürekler, kalplerin birbirine hicretini izlemek lazım. Ki… Yaşadığını aşk sanıp yanılanlar, aşk nasıl bir şeydir diye merak edenler vardır. Aşkın karşılığına denk olan tarifsiz bir duygunun insanın içine nasıl ağ ördüğünü görsünler ve aslında görmek anlamaya yetmeyecek ama şaşkınlığın ve hayretin bile aşkla kuşandığı bir yoldur yaşanan bu duygu…

Gönülden gönüle….
bir köprü,
bir düş süzümü,
bir özlem barınağı,
bir şükür ile tefekkür ve zümre-i aşkta zerre olmanın verdiği haz ile yüreğime örülen bu aşk, beni serv mağarasına götürüyor.

Mabed-i ensar rükusunda vehm-i ayan olunca, filhakika hallerde anat bir duyguyla imanın göğüste şuur buluşu oluyor sende yaşadığım… Ruhumun kuşandığı duygu döngüsünde farıç bir yuvayım aslında. Yüreğimi kuşatan özlemlerle mevsimsiz hazanım ve kalbe vuran zamir duygunun rif haliyim şükür secdelerinde…

Gönül yolculuğunda yar olana yara, hakka yolculukta dua olana beddua olunmaz. Bu sebeple en güzel aşk, aşkı verenle yaşamaktır. Ki insan kendinden ibaret bildiği hiç birşeye zaten sahip değildir. Biz seninle aynı kıblegahta buluşan kıyam, aynı rükuya boyun eğen itaat ve aynı secdelere alın sürerek teslimiyete varanız sevgili…. Bırak cihan-ı alem Cumartesi gecelerinde Pazar’a mey olsun, sen Perşembe gecelerinde Yasin-i Şerif ile Cuma’ya doğurduğum aşksın…

Bırakalım da herkes aşkı nefsinin rızası saysın, biz aşkın hakka açılan ellerden yarin yüreğine yollanan dua olduğunu biliriz… Ki milyarlık kalabalıklarda hiç tereddütsüz tanıyacağım tek şeysin ve bu yüzden kalbime dokunan rey, yan duran gönlümü mevlevi bir semaha ulaştırıyor. Ömrümün kabulü ve aşka itirafım dediğim mana-i siyer. Sen benim tasavvuf yanım… Kerbela-i tufan olsam da cihan-ı tahta, bilirim ki kalbim zebundur bu aşka…

Hangi milletten, dilden ve dinden olursanız olun, sevmenin milleti, dili, dini birdir. Yüreğin ana temasından uzaklaşmayın, aksi halde aynı aşktan olsanız bile farklı mezhep çatışmalarına başlarsınız ve o çatışmalarda ölen aşk olur…

Aşkı öldürmeyin!

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

YAZILARIM

Boğuluyorum…

Ruhumun kapıları hüzne aralanıyor her kalem tutuşumda. Evin duvarları özlemler yalanıyor ve çift dikiş attığım yaralarım kabuk bağlamadan yeniden kanıyor. Gözlerim yine tavanda, düşünceler beynimde zikzak çizerken, yorgun omuzlarımdaki yılların yükünü nereye döksem bir daha ümit yeşermiyor…

İçime kustuğum sevgili…
Kefenin boyu yokluğunu giyinmekle aynı mıdır acaba?

Doğu Ekspresi’nin geciken seferi gibi yol oluyorum şimdi siyahlar kuşanmış gecenin sağırlığına…

Zamanın hezeyan eteğinden evriliyor içselleşen duygular. Sükutun dilimde dua olduğu ve sessizliğin çığlığa vurumunu yaşıyorum uzayıp giden zamanın kayıp yanında. Dünyamızın perdesini çekeli çok oldu gülüm…

Dudağımın kıyısına defnettiğin gülüşümü bir daha canlandıramadım ve diz çöktürdüğün kalbi düştüğü yerden kaldıramadım. Sen bana yokluktan gelip beni yokluğuna koyup gidensin ve sen bana bir ümit gelip, gidişinle kalan ümitsiz bir mirassın.

Düşünüyorum da; mavi gök kubbeyi yıldızlarla süsleyen aşığa meyledip yeniden aşkta tutunsam, beni kurtaracak mı bu acıdan? Yahut Yakub’un göz narına sürünüp, Yusuf-i özlemlerle beklesem beni sana ulaştıracak mı bu yollar?

Düşünceler tufan, ümidim savunmasız gemi ve ben yine ulu orta savunmasız, üryan haykırışlarda boğuluyorum. Beni temize çıkaramayan bir yazgıda…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR