Kalem sahibi ile iletişime geçin

ardım sıra koşar mı
sevincime yas tutan hüznüm
yeniden boğazlar mı
ayaklarımın bastığı yer küresinde

avuçlarımın arasında kanatlanan dua
ve dilsizliği bütün geçmişin
secdelere sığdırdığım nazarlarımı
topluyorum şimdi
cümle yabancılığımı burada bırakarak…

kulaklarımın pasını silecek
göğe kanatlanış gibi
bekle, ey şehr-i Eyüb-i
bekle, fethinde bin mana gizli
bekle, yüz sürmeyi özlediğim minare
bekle, içime huzur verecek kubbe

hey Haliç, seyrine daldığım
şadırvanında yıkansın yüzüm
avuçlarımdan yudumlayıp suyunu
diz çöküp avlunda
kavuşma aşkına…
bütün şaşkın bakışlar arasında
şükürle secde etsin sevinçlerim…

söyleyin, kurulsun meclis
tokmaklar dövsün içimin davullarını
gurbeti tar etsin
bütün yıkımları onarsın bu gidiş
nasibin vardıracağı köy meydanında
nasibinden aslın tüm sevmelerim
özlemlerime kavuştursun ömür rehberim

hey…
mesafeleri manasız kılan
aynı göğün altında,
aynı toprağın üstünde
güneşe ve aya göz kırpan sevgili
yıldızların koynunda üşüme
vakit ezanlarda buluşma v’akti
sıcak tut yüreğini…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

soluk’suz

soluksuzum bu aralar
aralıksız…
sağır bir geceye dil döküyorum
arada bir rüzgar cevap veriyor
sessizlik kulaklarımı patlatıyor
beynimde provokasyon
silüetin su sıkıyor gözüme
sayıklıyorum arada
ne yapıyorsun?

göğsümün kafesinde toma ağırlığı
üstümden palet geçiyor
ayak bileklerimden kırılıyorum
göğsümde zelzele
hala direniyorum sana
sebebi belirsiz sensizlik
amacın ne?

sana sorduğum sorulara
duvar cevap veriyor
bilmiyorum…
buz gibi donuyorum
dizlerim sızlıyor
bilirsin
ben en çok dizden çekerim ağrıyı
rüzgar ayak bileğimden öpüyor
soğuk düş, sessiz düşüş
bir firkat alıyor beni
uzak ihtimal
yakın gerçek

uykularımı zekat verdiğimden beri
sadaka niyetine uyuyorum arada
döşek taş sunağı
yorgan karabasan
ve hüzne el vermişliğim
epey revaçta bu sıralar

kaburga kırığı kalbime batıyor
sineğin bulandırdığı mide
hatrı sayılır artık
içimde vazgeçişin
her aşk ayrılığa gebe
sensizliği doğuruyor öfkelerin
yükselen sesinde alçalıyor kalbim
sonra vazgeç diyorum
dememe kalmadan
vazgeçmişliğim beliriyor
bir saat önceki dua
bir sonraki saatin bedduası gibi
ne bileyim
insan kırılınca
ayar tutmuyor mısralar…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

kahr

beyaz yapraklarda kanlı dövüşlerin yara izleri
katliam meydanlarında inanç çatışmaları
aklıma sığmayan dehşetin üç boyutlu tomografisi
ve inancımı katleden seferler geçiyor gözümden
satırlar kalbime batıyor, içimde can pazarı

düzenimi tar’u’mar eden düzensizliğin içinde
aldığım ilk darbe etkisi duruyor daha Uhud’da
neden kör olduğum, niçin uyanmadığım sorulur
şu başsızlığım, hevada yiten inancım
ah kâr/zararı bilmeyen tüccarlığım
üstelik vahşet kılıcının darbesi ciğerlerimde dururken
nasıl açılsın gözüm, nasıl uyanayım ölmüşlüğümden

tuna ciğerlerinden kılıçlandığından beri
vahşi bir toplumun ölüm rüzgarı esiyor
bu gönüllü bir göç değil,
evelden sürülmüşlüğümün dramı
çocuğumun kundakta katledilme ağıdı
Endülüs yangını, Kudüs vurgunu

bin koldan saran dehşetin ölüm tacirliği
bölünmüşlüğümün mezhep çatışmasında
yüzümü kanla sıvar inanmışlığım
bu bir sistematik ırk ayrılığı, kerbela
Körfez’de batışım, Aksa’da savrulmuşluğum
soykırım ve faili meçhul vurulmalarım
namusu kirlenmiş bir anne utancı
bir babanın dara çekilişi
ah… benim bahtsızlığım…

dağların boyun eğdiği zulümler
Bizans oyunlarıyla sergilenirken Anadolu’da
Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Marmara…
altımdan nice fay hattı geçiyor
kuşanmışım her koldan
annemin karnında vurulmuşum
nasıl anlatayım…
tarifsiz ölümlerde apansız çığlıklar
bir inancın başını soysuzca çekenlerin
ölüm marşları çınlıyor kulaklarımda
Bal’kan’lar bal’çığa düşmüş
önce ferman,
sonra soyların sürümü ve kıyımı

Piacenza’yı unutursam kahr’olayım
II. Urbanus’un inancıma kustuğu nefret
verdiği ferman ve vahşeti başlatan o narayı…

Kudüs’ü, Endülüs’ü, Aksa’yı…
Srebrenitsa’nı, Arakan’ı, Irak’ı…
Filistin’i, Suriye’yi, Çeçenistan’ı,
Uygur’u, Somali’yi, Kırımı…
Özümü, sözümü, közümü unutursam kahr’olayım!

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Olmasın sana telaş

Lisanı yaban olan nice yurdu dolandım
Huzur bulunmaz kumaş geçte olsa anladım
Deva ararken derde türlü yola savruldum
Dert içinde dermanım zor da olsa anladım

İlahi hazinede cümle varlık barınır
Varlığın sebebine kuş bile kanatlanır
Dağ, taş dahi rükudan inip secdeye varır
Nefsine mağlub insan özüne uzak durur

Sevmeyi tasvip eden peygamberin ümmeti
Nefretli bakışlarla sevdiğine küs durur
Merhamet hırkasını giyinmek beri dursun
Vicdanın aynasına bakarken kinli durur

Bin telaşe içinde hırpalanır sırtından
Senedi varmış gibi hayale, düşe durur
Yükselen ezan’ın manasından çok ırak
Aklının merkezinde üç kuruşluk çul durur

Dağ gibi zorlukları sırtlayarak yürüyen
Yürek yüküne aşık emekçidir şu gönül
Mesafeler ağını ilmek ilmek dokuyan
Tığ ucu batımında nakışlıdır şu gönül

Beklentiler nehrinde kıyıya vurmuş bakış
Dalgalanıp gönlüne dökülecek bu akış
Zaman ipsiz uçurtma göğüme kanatlanış
Göğsüme yuva kurar göçe sevdalı baykuş

Yaradanın hatrına cümle vara selamım
Muhabbetin içinde gülşeni ab’adır aşk
Beşerin haznesinden hakkın ravzasına doğru
Yüz sürerek severim olmasın sana telaş…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR