Kalem sahibi ile iletişime geçin

SIIRLERIM

düşür beni

gözlerin diyorum, gözlerin
yüreğime ışık tutan deniz feneri
kuzey ışıkları gibi içime renk veren
cennete uzanan yol kıvrımı kaşların
kirpiklerinin köprüsünden geçerken
gözlerindeki nehirlere düşür beni

kaşların diyorum, kaşların
kıvrımlarında zambakların dansa durduğu
bakışlarımın yol olduğu yokuş
gönlümün gerginliğinde keman telleri
kirpiklerine sürünce yayımı
dudaklarındaki güveze düşür beni

dudakların diyorum, dudakların
göl kenarı yalnızlığımdaki manzara
buz kesen yalnızlığımda sığındığım sıcaklık
aşkın estiği melankolik nefes
çatlamış dudak titrekliğim
dengemi kaybedip düşmek istediğim çukur
soluğuna düşüp tutuşunca sıcağında
avuçlarının havzasına düşür beni

ellerin diyorum, ellerin
gönül perdelerimi aralayan rüzgar
parmaklarını indir ten yangınlarıma
dışarısı soğuk, Aralık’ta güz var
gel düş Oca(k)ğıma, hayallerim refika
Şub(at’ın hazır gönül süvarisine
iyi nişan al, fırlattığın ok göğsüme değince
ruhuma yurt bildiğim kalbine düşür beni

kalbin diyorum, kalbin
duygu coğrafyasındaki haritam
yangınlarıma ateş körükleyen,
ateşime su taşıyan değirmen
gecenin sessizliğinde yürürken
düşlerimin sırtında özlem yükü
kapısında nöbetçi olduğum his
kader ağına beni çeken sarhoşluk
kalbimden sana aşkı taşırken
duyguların en avlağına düşür beni

YORUMLA

SIIRLERIM

yokluğuna…

ağır uykulardan geçiyor şehrin sessizliği
sağırlığında sallanan sokak lambası
gözlerime biriken yağmur taneleri
yağsa sel alacak gönül yatağımı

gündüzden kalma fırtınalar içimde
dalgası yüreğime vuran sesin
öfkelerin lav taşıdığı bir halde
yakıp, yıksan rahat eder belki de için

ruhumun kabristanından geçiyorum
üzerime kürekle toprak atan sen misin?
ne ara, yoksa öldürdün mü beni?
bu ağır sessizlik neyin nesi…

acılar tuğladan duvar örüyor
çatısı olmayan ev misali
içim su alıyor kendimden kaçtıkça
rüzgarın yüzüme çarptığı kar taneleri
ve yine ıslanıyor
yokluğundan kaçmaya çalışırken benliğim

yabancısı olduğum bu şehir
kaldırım taşlarındaki anlayışsızlık
kendimi içine sığdıramadığım dünya
sen yokken…
neden her şey bu kadar küçük
ya da fazla büyük…

yol boyu yükselirken gölgeler
adımlarım dünyaya olan öfkemi eziyor
anlasam dillerinden konuşurdum
insanların anlayamadığını anlatarak ağaçlara

ayak bileklerimde buz kesiği
ve parmak uçlarımda raptiyeli bir ağrı
sonradan fark ettim
ayakkabı yerine terlik giydiğimi

merak etme iyiyim…
henüz ölmediğimi üşüyünce anladım.

Stockholm 10 Mart 2019 / yokluğundan kaçarken…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

nar ateşi…

ya git harabeye döndür yurdumu
ya kal cennet eyle gönül bağımı…

gönül tahtımda dururken alın yazgımla
örttüğüm mezarlıklara kazmayı vurma
öfkelerini çekiç edip,
sözleri çivi misali çakma
kalbim acıyor…
beni yokluğunla itham ettiğinde…

biz ki ezel zamandan, ebede yürüyen
sonsuzluğu yurt bilen bir aşkın
en zirvesine böyle çıkmışken
uçuruma düşmek yakışmaz bize…

öfkelerin galip geldiği yerde
mağluptur insanoğlu…
ki aşk öfkenin rüzgarında yaşamaz

yokluğunu azı dişimin ağrısıyla çekerken
varlığına can atan yanımdan sitem etme
sensizliği gam eyleyip sızlarken
sana arzularımı yük bilme yüreğine

ben ki seni aşkın divanında yar bilen
yüreğimin gelini eylediğim sevgili
sana bu kadar çırpınırken kalbim
senden geçiyor olduğumu söyleme…

hüznün yoldaştır gönül yoluma
gamın sırdaştır suskun halıma
yüreğinin mültecisidir bu aşk
be’mecal kalsam bile gönül yurdunda
yakma nar ateşini kollarımda…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Lal-i firkat

ağır aksak zamanın ipinde gergin kirpiklerim
çatık kaşlarımın düşünceleri beraat ettiği vakit
dudaklarımı coptan geçiren dişlerim öfkeli
düşünceler tehlikeli sloganlar yazıyor beynimin duvarlarına
özleme duygusu gönlümün ranzasına benzin döküyor
gözlerim çakmak taşı ve kalbimin fitili ateşledi
binlerce kilometreye serilmiş göz pınarlarım
susuma saklasam da tüm kelimeleri
yanaklarından devrilip dudağının kıyısına vuran dalga
ağzıma lav taşıyor
içimde çıkan yangının dumanlarını bastırsa da bedenim
yoksun, bu yangına su dökülmüyor…
şehrin kalabalığında attığım binlerce adımda aynı ritm
na sen caddeler ve la mekan yüreğim tüm adreslerde
kaldırımlardaki beton soğukluğu yüzüme çarpıyor
yüreğimin buhran kazanında kaynarken hasretlik
“Uğurlama” türküsünde sesim lal-i firkata karışıyor…

Stockholm – 06 Mart 2019

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR