Kalem sahibi ile iletişime geçin

Tüm benliğimin eğildiği hissi yar’dan yalnızlığımın zamansız yaralarına uzandığım bu demde söz bitti, şiir kaldı…

mesafelerin perde çektiği zamanın kıyısında
geceye çarşaf seren uykuların
izlerini ömür boyu taşı diye
boynuna dudaklarımı kolye edip astım
nefeslerine soluğumu dökerken
tenine kendimi dağladım…

ab-ı aşk dediğim hissi cemre yüreğimde
dolunayın denize düşmesi gibi bakışlarıma düşüşün
sükutumda durgun sular gibi akarken zaman
rüyeğimde sana akan nehirleri taşıyordum
aşk bir kardelenin azmini hatırlatırken
sen avuçlarıma ellerini bırakıyordun
ben gerdanından yüreğime aşk taşıyordum…

devrik zamana galip gelmişken duygular
sana doyamadan, ne çabuk geçti zaman
pusuda bekleyen kalleş gibi
oklarını sürdü bize ayrılık vakti
iple çektiğimiz onca zamandan sonra
henüz dudaklarının izini tam alamadan
ne çabuk geçti zaman, yüreğinde ısınmadan…

gönlümün kurak çöllerine su diye döktüğüm
göğümün yosun taşlarına örtü diye bağladığım
tuzlu bir dalganın ıslaklığında kondum yanağına
ve artçı depremde sallanırken öpmüştüm dudaklarını
ki nefeslerin beni alem-i faniyetten
kalbi Firdevs’ine taşırken
fark edemedim zamanın tükenmişliğini

omuzlarıma atkı diye sardığın kolların
ve sokulurken göğsümün saçaklarına omuzların
ikide bir olurken beden boylarında
en sevdiğim kokunla dalgalandım
ki varlığınla yükseldiğim kadar
yokluğunda düştüm sensizliğin dipsiz yalnızlığına

yüreğim özleme volta alanı şimdi
avucumun içindeki çizgilerde parmak izlerin
sakallarımda duruyor tırnak uçların
ah…
dudaklarına şifa diye sürdüğün tırnağım
yokluğunun hüznüyle kırıldı…

bilemedim şimdi…
hangi lisan-ı lügat ile anlatsam duyguları
sen benim Allah’ı şahit tuttuğum aşksın…
Aşk’sın işte…

05 Mart 2019 Stockholm – Vakt-i özlem, hissi cemre’de…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

Sen gidiyorsun…

Mavi gök siyah çarşafa sarılıyor içimde
Ruhumda palazlanıyor arsız acılar
Yokluğuna ip atlıyor nicedir düşünceler
Dudaklarım kanıyor yokluğunun diş darbelerinde
Sen gidiyorsun…
Öksüz bir çocuk gibi bükülüyorum boynumdan

En iyi ihtimalin uzaklığı dahi ölçülemiyor
Burnumun dibini göremeyecek bir körlük var içimde
İyisin diyorum, şükür iyisin…
Bir teselli arayışında kendime ulaşamazken
Sen gidiyorsun…
Dalın gövdesinden kopuşu gibi kendimden kopuyorum

Bazen, hayatı sığdıracak bir valiz arıyorum
Sonra, sen yokken sığmıyorum hiç bir şeye
Toplayıp kendimi ulaşılmaz uzaklara gideyim diyorum
Birde bakıyorum ki,
Ayaklarımın bastığı yer kutup, içimi yakan çöl…
Sen gidiyorsun…
Yurtsuz bir mülteci gibi kalıyorum ortada

Bu sabah hayali alnından öptü tüm aynalar
Yüzün geçti yüzümün yorgun hatlarından
Sakallarıma vuran güzün o derin manasında
Bir serçe kanat çırptı kırılmışlığından
Bulutların su damıttığı yerde duruyorum
Sen gidiyorsun…
Rüzgarın savurduğu yaprak gibi direniyorum ağırlığımca

Bugün, Rabbim gökleri koru diye dua ettim
Sonra yer çekimine direnemedi gözlerim
Yanaklarım taşkın sellere maruz kaldı
Önce göl yatağına döndü, sonra çöl kuraklığı dudaklarım
Sen gidiyorsun…
Omuzlarıma taşınamayacak bir dünya biniyor…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Çün geceleri

Gönlümde kırık bir zaman masalı
Dönüyorum gecelere har zamanları
Yar eliyle kurulmuş gam fasılları
Şarabı narından yudumla gitsin

Bu liman, bu koy gebedir aşka
Gün gelir dağıtır orası başka
Dert etme sevgili canından başka
Dönsün başımda dert hareleri

Görüyorum dümen dönüyor yazık
Kaldır bu limandan gemiyi artık
Sen gidersin de el sallanmaz mı
Savursun gönlümü yan geceleri

Elbet yıkar yüzümü bir hüzzam yeli
Batacaksa batsın terk etmiş gemi
Bu liman, bu koy benim ezelim
Batar sol yanıma dem geceleri

Gidince ardında kalana bakma
İyi ol, beni hiç kafana takma
Yeniden fütursuz bir aşka akma
Suya at anıları zem geceleri

Bu deniz, bu dalga benim vahdetim
Yokluğun çekilmez sahi zahmetim
Olsun be güzelim sensen gafletim
Göğsüme saplansın çün geceleri.

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

bitap

makyajı akmış sandalların paslı duvarları gibi hüzne akıyorum
ve buharlaşmayı bekleyen buz parçası kadar kendimi dinliyorum…

frekansı cızırtılı antika bir radyo gibiyim
içimde spontane gelişen matemin köz kenarında oturuyorum
kurşun geçirmez bir yalnızlığa bağdaş kurunca insan
kozmik radyoaktif ışın dahi delip geçemez suskunluğunu

bu sabah…
rayları yontmaya hevesli trenler kalkıyor içimden
her durakta yalnızlığım anons ediliyor
önce kendimi indirip, sonra yeniden bindiriyorum
yoksun,
hiç kimse yok,
kendimi taşıdığım bu seferlerde

aynaya baktığımda…
yumruklanmayı hak eden bir surat beliriyor yüzümde
ruhuma enjekte edilmiş adrenalinden sızlıyor bedenim
geçmiyor bir türlü, yanağından öpemediğimde

bir öğretide tanrının eli kolu uzun diye duymuştum
ama kör ve sağır olduğunu söylemedi hiç kimse
çok dua ettim, çok dal kırdım bez bağlarken ümide
kayan yıldızların arkasından koştum yakalarım diye
çok sonra anladım ki, hiç vakti yokmuş meşguliyetinden
üstelik beni görmesi ve duyması da mümkün değilmiş

desibel rekoru kıracak bir çığlık yükseldi aniden
o ara satürn ve jüpiter ekseninden düştüğümü fark ettim
bir kaç diyaframlık nefes daha istiyorum
lütfen…
ölmeyeyim ulan, düzenbazlığa sövgülerim bitmeden

kanatsız uçmayı mucize sananların aksine
kalpsizlerin sevebilmesine şaşırıyorum ben

kirpiklerimin ip atladığı duvar sessizliği yüzüm
yaşam odası olmayan maden ocaklarına benziyor ağzım
nevrotik bir harbin kaotik ortamı iç meydanım
uzak dur, acımı taşıyamaz omuzların…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR