Kalem sahibi ile iletişime geçin

yokluğunun cinas yalnızlığıyla
amadesi olduğum sevdanın harından
galibi aşk fermanıyla
makamı ekber huzurunda gönlüne yol oluyorum

sevgili…
bir seccadelik alnım,
bir musallalık bedenim,
bir de kalbimde sen olan aşktan gayrı neyim var
zapta düşen pürmelalimle ebed-i sab’a düşmeden
ve sureyi asr’da husr olmadan
yüreğimin yamalı cebine doldurup ümitlerimi
aşk-ı seyyah olmuş cihan-ı geziyorum

nice deryaları aşarak dağ yalnızlığıma yaslandığım zamanlar
varlığını bilmekle şükür secdeleri ederek
öfkelerime karşı sabrın zırhıyla kuşanıyorum

dualarımda dudaklarıma amin diye sürdüğüm yar
yürüyorum, belki gözlerinin ışığına ulaşırım diye

kendime araf, göçebe bir hal ile yol alırken
fecr-i kazib ışığıyla yar-i sadığıma uzanıyorum
göğsümde huşu bulan hissi iman’da
cennet kapısı manasına gelen adına ulaşırken
yüzüme sürdüğüm hayalinle teyemmüm edip
sabah secdelerine varıyorum

şafak öncesi gözlerime vuran ilk ışık
kuşluk vaktinde beğer-i şevk muhabbetim
ve güneşin doğduğu kader yazgısındaki yönergem
aynı gök ile toprak arasında yaşama sevincim
yedi kıtadan rengini almış Amman göçünde seferiyim
azam-ı hakta ilim ile İrfan’a ulaşmış özüne eğilip
nurunda gönlümün Yusuf kuyularını aydınlatıyorum

belki tarif edemem sana hali hissiyatımı
hamalı olduğum yükümün pek kıymeti olmaya bilir
bir elime ay, diğerine tutuşturulan güneş değil
velakin… yokluğunla Kudüs kadar yasta,
kalbi hissiyatımla Filistin gibi direniyorum kaf’ıma
başı okşanmaya muhtaç yetim bir çocuk gibi varınca gönül kapına
Habeşistanlı Bilâl-in okuduğu ilk ezan kadar heyecanlıyım

emanetlerine sadık tutup, emanetçi eden sevgili
cahiliye duyguları recm eden veda hutbesiyle
ömrüme gelen en kıymetli emanet…
zatı acz’im ile alemlerin Rabbi’ne dilenirken
sıddık sıfatıyla sadakat mayalıyorum
olur da durursa kalbim, günde iki kez seni göstersin diye
yüreğimin köstekli saatine kuruluyorum
hissi mâzen’den dışa vuran hali mecm’de
yaren-i revan…. aşk-ı mabedime düşen nursun
gönül ırmağımdan çağlayan nice şeyler söylemek isterim de
bağışla, hissin tam karşılığı yoktur hiçbir dilde
ve fiilen bu kadarım ben…

27.12.2018 / En güzel ile aşk-ı muhabbet saatinde…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

dem-i buhran

yüzüm tozla kaplı, gözlerim çorak iklim
ellerim kırık bir dal gibi bükülü içime
avuçlarımın boşluğundan dökülüyor yaşam
ve ben göçebeyim yine kendimden

buhranımın başı değince arş eğiliyor
cinas bir yalnızlık doğuruyor sirruslar
yavaş sevgili, kurşun cinnetime işlemez
söz kar etmez ayaklanınca öfkelerim

ölüm aklımda kol geziyor bu aralar
ruhum aşk diye bir narkozun etkisinde
cellat yüzüme gülümsüyor adeta
ve ben sana hesapsız koşan mübtela

göğsümün kafesinde birikiyor kusmalarım
beyaz bir düşün içinde siyah bir ölüm
zırhını kuşanmış, orakla öfke biçiyor ellerin
ve ben buğday başağı çabuk kırılıyor boynum

derin ormanlar içinde karanlık is yatağı
yatağıma taşınan sensizliğin batağı
yolumu kaybetmişim, yar bu neyin atağı
bir ben miyim hayatta tüm aşkların çırağı

içimi döven dalgada yosunum gönül taşına
belki ekmek değilim ama tuzum aşına
olur mu ki hiç böyle, yol olurken ağına
ben ki sana giriftar etme Allah aşkına…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

gözbebeklerimden doğan heyecanlarım
kirpik altı ırmaklarıma düşüyor
sevinçlerim boğulmadan dudaklarımın arkında
yanaklarım tuzlu dalgalara yol
ve nihayetinde insanım
sol yanım inciniyor…

tahammülden arınmış dünyada
tahammülsüz artık yüreğim
savrukluğu toplamaya çalıştıkça
savuluyorum bende…

gönül meydanında anarşist duygular
molotof etkisi yaratırken kalbime
sana kendimi ifade edemem
ama bilirim…
dilediğin kadar koş, bu dünya boş

koşanın da, duranın da varacağı yer aynı
gönülden gönüle coşanın varacağı yerde
sen elemlenme ey kalbim
sevinçten kanatlananın da
hüzünden kanadı kırılanın da
düşeceği yer aynı…

kirpiklerim sırat köprüsü
avuçlarımda sessiz dualarım
yüz hatlarımda hüzün yarıkları
acılar kıblegah misali dururken önümde
dilim pelte bir tümcenin içinde
sükût cümlelerimde beyt oluyor
sen vakur dur yüreğim
gidenin de, gelenin de sunağı aynı…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

görmesende

gönül duvarımın aşka örüldüğü gün doğumlarından sesleniyorum
ve içimin yokluğuna kırıldığı gün batımlarına sarılıyorum

ebedime yol bildiğim sevgili…
dünyanın viran duvarlarına düşmesini beklerken gölgelerini
yüzün belirsin han kapılarımda, şen olsun gönül bağım

göğsümün kafesine sokulunca omuz ağrıların
kanadı kırık kuş, yaralı serçe olsam da
seninle aşka gönüllü kanatlanırım

yürek bağında bülbül misali öterken sol yanım
aşka sofra kurup, kayıp zamanın enkazında boğulurum

sarhoşluğum içtiğimden değil, senden
ah yazgısı yetim, çocukluğumdan bilirim seni…

kelam-ı mukaddese döktüğün gül yaprağında kokun
arşın yedi kapısından dökülüyor cemalin

ve ben siluetine dalıp dalıp
düşlerime kulaç atan küreksiz yelkenci

ve ben sofistike hallerin yeganesi

neden böyle uzak iklim misali bakışların
yaralarıma em diye sürüp, yaralarından öpenim…

hüznün gemilerinde su almış güverte gözlerim
yüreğinin limanına sığınırken mesafelerde
kollarımın boşluğuna düşüyorum…
görmesende.

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR