Kalem sahibi ile iletişime geçin

SIIRLERIM

aşk-ı seyyah

yokluğunun cinas yalnızlığıyla
amadesi olduğum sevdanın harından
galibi aşk fermanıyla
makamı ekber huzurunda gönlüne yol oluyorum

sevgili…
bir seccadelik alnım,
bir musallalık bedenim,
bir de kalbimde sen olan aşktan gayrı neyim var
zapta düşen pürmelalimle ebed-i sab’a düşmeden
ve sureyi asr’da husr olmadan
yüreğimin yamalı cebine doldurup ümitlerimi
aşk-ı seyyah olmuş cihan-ı geziyorum

nice deryaları aşarak dağ yalnızlığıma yaslandığım zamanlar
varlığını bilmekle şükür secdeleri ederek
öfkelerime karşı sabrın zırhıyla kuşanıyorum

dualarımda dudaklarıma amin diye sürdüğüm yar
yürüyorum, belki gözlerinin ışığına ulaşırım diye

kendime araf, göçebe bir hal ile yol alırken
fecr-i kazib ışığıyla yar-i sadığıma uzanıyorum
göğsümde huşu bulan hissi iman’da
cennet kapısı manasına gelen adına ulaşırken
yüzüme sürdüğüm hayalinle teyemmüm edip
sabah secdelerine varıyorum

şafak öncesi gözlerime vuran ilk ışık
kuşluk vaktinde beğer-i şevk muhabbetim
ve güneşin doğduğu kader yazgısındaki yönergem
aynı gök ile toprak arasında yaşama sevincim
yedi kıtadan rengini almış Amman göçünde seferiyim
azam-ı hakta ilim ile İrfan’a ulaşmış özüne eğilip
nurunda gönlümün Yusuf kuyularını aydınlatıyorum

belki tarif edemem sana hali hissiyatımı
hamalı olduğum yükümün pek kıymeti olmaya bilir
bir elime ay, diğerine tutuşturulan güneş değil
velakin… yokluğunla Kudüs kadar yasta,
kalbi hissiyatımla Filistin gibi direniyorum kaf’ıma
başı okşanmaya muhtaç yetim bir çocuk gibi varınca gönül kapına
Habeşistanlı Bilâl-in okuduğu ilk ezan kadar heyecanlıyım

emanetlerine sadık tutup, emanetçi eden sevgili
cahiliye duyguları recm eden veda hutbesiyle
ömrüme gelen en kıymetli emanet…
zatı acz’im ile alemlerin Rabbi’ne dilenirken
sıddık sıfatıyla sadakat mayalıyorum
olur da durursa kalbim, günde iki kez seni göstersin diye
yüreğimin köstekli saatine kuruluyorum
hissi mâzen’den dışa vuran hali mecm’de
yaren-i revan…. aşk-ı mabedime düşen nursun
gönül ırmağımdan çağlayan nice şeyler söylemek isterim de
bağışla, hissin tam karşılığı yoktur hiçbir dilde
ve fiilen bu kadarım ben…

27.12.2018 / En güzel ile aşk-ı muhabbet saatinde…

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

yokluğuna…

ağır uykulardan geçiyor şehrin sessizliği
sağırlığında sallanan sokak lambası
gözlerime biriken yağmur taneleri
yağsa sel alacak gönül yatağımı

gündüzden kalma fırtınalar içimde
dalgası yüreğime vuran sesin
öfkelerin lav taşıdığı bir halde
yakıp, yıksan rahat eder belki de için

ruhumun kabristanından geçiyorum
üzerime kürekle toprak atan sen misin?
ne ara, yoksa öldürdün mü beni?
bu ağır sessizlik neyin nesi…

acılar tuğladan duvar örüyor
çatısı olmayan ev misali
içim su alıyor kendimden kaçtıkça
rüzgarın yüzüme çarptığı kar taneleri
ve yine ıslanıyor
yokluğundan kaçmaya çalışırken benliğim

yabancısı olduğum bu şehir
kaldırım taşlarındaki anlayışsızlık
kendimi içine sığdıramadığım dünya
sen yokken…
neden her şey bu kadar küçük
ya da fazla büyük…

yol boyu yükselirken gölgeler
adımlarım dünyaya olan öfkemi eziyor
anlasam dillerinden konuşurdum
insanların anlayamadığını anlatarak ağaçlara

ayak bileklerimde buz kesiği
ve parmak uçlarımda raptiyeli bir ağrı
sonradan fark ettim
ayakkabı yerine terlik giydiğimi

merak etme iyiyim…
henüz ölmediğimi üşüyünce anladım.

Stockholm 10 Mart 2019 / yokluğundan kaçarken…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

nar ateşi…

ya git harabeye döndür yurdumu
ya kal cennet eyle gönül bağımı…

gönül tahtımda dururken alın yazgımla
örttüğüm mezarlıklara kazmayı vurma
öfkelerini çekiç edip,
sözleri çivi misali çakma
kalbim acıyor…
beni yokluğunla itham ettiğinde…

biz ki ezel zamandan, ebede yürüyen
sonsuzluğu yurt bilen bir aşkın
en zirvesine böyle çıkmışken
uçuruma düşmek yakışmaz bize…

öfkelerin galip geldiği yerde
mağluptur insanoğlu…
ki aşk öfkenin rüzgarında yaşamaz

yokluğunu azı dişimin ağrısıyla çekerken
varlığına can atan yanımdan sitem etme
sensizliği gam eyleyip sızlarken
sana arzularımı yük bilme yüreğine

ben ki seni aşkın divanında yar bilen
yüreğimin gelini eylediğim sevgili
sana bu kadar çırpınırken kalbim
senden geçiyor olduğumu söyleme…

hüznün yoldaştır gönül yoluma
gamın sırdaştır suskun halıma
yüreğinin mültecisidir bu aşk
be’mecal kalsam bile gönül yurdunda
yakma nar ateşini kollarımda…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

Lal-i firkat

ağır aksak zamanın ipinde gergin kirpiklerim
çatık kaşlarımın düşünceleri beraat ettiği vakit
dudaklarımı coptan geçiren dişlerim öfkeli
düşünceler tehlikeli sloganlar yazıyor beynimin duvarlarına
özleme duygusu gönlümün ranzasına benzin döküyor
gözlerim çakmak taşı ve kalbimin fitili ateşledi
binlerce kilometreye serilmiş göz pınarlarım
susuma saklasam da tüm kelimeleri
yanaklarından devrilip dudağının kıyısına vuran dalga
ağzıma lav taşıyor
içimde çıkan yangının dumanlarını bastırsa da bedenim
yoksun, bu yangına su dökülmüyor…
şehrin kalabalığında attığım binlerce adımda aynı ritm
na sen caddeler ve la mekan yüreğim tüm adreslerde
kaldırımlardaki beton soğukluğu yüzüme çarpıyor
yüreğimin buhran kazanında kaynarken hasretlik
“Uğurlama” türküsünde sesim lal-i firkata karışıyor…

Stockholm – 06 Mart 2019

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR