Kalem sahibi ile iletişime geçin

ruhun firni özlemektir
ve insan en çok özleme doğar
kirpiklerinden kaleme düşen bu uzun şiir
yaprakları yırtan o türkünün içinde
can bulan mızrabın tele vurumudur

ey gönül vokali,
cebele düşsem bu kadar üşümezdi bedenim
sevin şimdi,
odamın cidar sessizliğine gömüldü son beyt
ve aklımda kalan yalnızca adın olmalıydı
bir hayalin içinde kendime yenilmişliğim yüzüme çarparken
avuçlarımdan dökülen ömrün tortusuna göm beni

yalpa duyguların zul halinden geçişim
ve beni senden ibaret bilmem bundan
bin oluk güvez aksa da içim
boşver aldırma, sorma nasıl olduğumu
ben yandığım ateşte küllenmekte ustayım

yavunç ve üstelik yola düşmüş firak haldeyim
cemaline takılıp güvertene düşmeseydim eğer
geçmişe berdel ettiğim geleceğe yenilmezdim böyle
acı, heba ettiklerimden kalma bir miras
bu hal, bu gam senden değil
kalbimin takılıp üzerine düştüğü nice acı var

adı konulmamış her duygu korkutur beni
gülüşlerinde doğan güneşi ruhumun karanlığında batırıp,
yeni bir güne buhranımla uyanmanı istemem
aklımda ip atlayan düşüncelere takılıp düşersin
git…
duyguları düşlerine yakışır şekilde kuşan
bendeki kiri Nuh’un tufanı dahi paklamaz

nev acıların mihenk taşına yaslı solum
ben ki, yurduna kendini sığdıramamış,
gönül coğrafyasında dahi mülteci
yabancısı olduğum dünyanın hiçlik seferinde
ola ki yolumuz kesişirse bir gün
ruhumun maktul-ü fail ezasına düşmeden
bunları bil…

19.09.2018 / Stockholm

YORUMLA

DEVAMINI OKU
Duygularınızı yorumlayın

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

SIIRLERIM

dem-i buhran

yüzüm tozla kaplı, gözlerim çorak iklim
ellerim kırık bir dal gibi bükülü içime
avuçlarımın boşluğundan dökülüyor yaşam
ve ben göçebeyim yine kendimden

buhranımın başı değince arş eğiliyor
cinas bir yalnızlık doğuruyor sirruslar
yavaş sevgili, kurşun cinnetime işlemez
söz kar etmez ayaklanınca öfkelerim

ölüm aklımda kol geziyor bu aralar
ruhum aşk diye bir narkozun etkisinde
cellat yüzüme gülümsüyor adeta
ve ben sana hesapsız koşan mübtela

göğsümün kafesinde birikiyor kusmalarım
beyaz bir düşün içinde siyah bir ölüm
zırhını kuşanmış, orakla öfke biçiyor ellerin
ve ben buğday başağı çabuk kırılıyor boynum

derin ormanlar içinde karanlık is yatağı
yatağıma taşınan sensizliğin batağı
yolumu kaybetmişim, yar bu neyin atağı
bir ben miyim hayatta tüm aşkların çırağı

içimi döven dalgada yosunum gönül taşına
belki ekmek değilim ama tuzum aşına
olur mu ki hiç böyle, yol olurken ağına
ben ki sana giriftar etme Allah aşkına…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

gözbebeklerimden doğan heyecanlarım
kirpik altı ırmaklarıma düşüyor
sevinçlerim boğulmadan dudaklarımın arkında
yanaklarım tuzlu dalgalara yol
ve nihayetinde insanım
sol yanım inciniyor…

tahammülden arınmış dünyada
tahammülsüz artık yüreğim
savrukluğu toplamaya çalıştıkça
savuluyorum bende…

gönül meydanında anarşist duygular
molotof etkisi yaratırken kalbime
sana kendimi ifade edemem
ama bilirim…
dilediğin kadar koş, bu dünya boş

koşanın da, duranın da varacağı yer aynı
gönülden gönüle coşanın varacağı yerde
sen elemlenme ey kalbim
sevinçten kanatlananın da
hüzünden kanadı kırılanın da
düşeceği yer aynı…

kirpiklerim sırat köprüsü
avuçlarımda sessiz dualarım
yüz hatlarımda hüzün yarıkları
acılar kıblegah misali dururken önümde
dilim pelte bir tümcenin içinde
sükût cümlelerimde beyt oluyor
sen vakur dur yüreğim
gidenin de, gelenin de sunağı aynı…

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

SIIRLERIM

görmesende

gönül duvarımın aşka örüldüğü gün doğumlarından sesleniyorum
ve içimin yokluğuna kırıldığı gün batımlarına sarılıyorum

ebedime yol bildiğim sevgili…
dünyanın viran duvarlarına düşmesini beklerken gölgelerini
yüzün belirsin han kapılarımda, şen olsun gönül bağım

göğsümün kafesine sokulunca omuz ağrıların
kanadı kırık kuş, yaralı serçe olsam da
seninle aşka gönüllü kanatlanırım

yürek bağında bülbül misali öterken sol yanım
aşka sofra kurup, kayıp zamanın enkazında boğulurum

sarhoşluğum içtiğimden değil, senden
ah yazgısı yetim, çocukluğumdan bilirim seni…

kelam-ı mukaddese döktüğün gül yaprağında kokun
arşın yedi kapısından dökülüyor cemalin

ve ben siluetine dalıp dalıp
düşlerime kulaç atan küreksiz yelkenci

ve ben sofistike hallerin yeganesi

neden böyle uzak iklim misali bakışların
yaralarıma em diye sürüp, yaralarından öpenim…

hüznün gemilerinde su almış güverte gözlerim
yüreğinin limanına sığınırken mesafelerde
kollarımın boşluğuna düşüyorum…
görmesende.

YORUMLA

Devamını okumak için tıkla

EN ÇOK OKUNANLAR