
Beynine bağdaş kurmuş düşünceler ile düşüyor dehliz acının koynuna, gümüş tabakadan sarılmış sigaranın, dudaklarında tutuşan dumanında kül oluyor hayalleri… O farkında olmadan yeni hayallere koşma heyecanı ile omzunda ceketi, ha birde sırtında baba yadigârı yeleği ile düşüyordu uzun yola. Hey gidi günler ekmeği, aş-ı uğruna çekilecek çileden bihaber kudretle yere basıyordu ayakları. Nede olsa artık o bir Alamancı! Kim bilir belki birkaç yıl sonra altına çekecektir kırmızı Mercedes’i ve dönecektir anayurduna. Oysa evdeki hesabın çarşıya uymadığını bilemeyecek kadar daha toy bir delikanlıdır Hasan amca.
Detaylar »
Geçmişin Göç’ü, bu günün geç’i…
Hayatıma attığım üç fondipte buldum kendimi!
Yüreğimin sızlayan yanına sardım yine kollarımı. Her gün, her gece ve her an biraz daha kendimden koparcasına kayıp gidiyorum hayatın beni sürüklediği istikamete. Bu gece yine uzun düşüncelerin derin dekoltesinden süzülerek bakışlarım kıyamet meydanına çıkarcasına yarı çıplak hayallerime sardım sancılarımı. Gülüşlerimin kısılmaya, tebessümlerimin burukluğa ve göz pırıltılarımın sisli ıslaklığa yer bıraktığı yatağımın ücra köşesinde biraz sevdam, biraz yalnızlığım ve birazda bende kalan benliğimle baş başa çıkıyorum geceyi.
Soruların cevapsız, aşkın acımasız ve mesafelerin ulaşılmaz olduğu zamanın keskin çarkına takılıyor bütün özlemlerim. Yumarken gözlerimi sen kadar yakın, açtığımda eflak kadar uzak bir mesafede olmanın hazin şarabını yudumluyorum.
Üç kez üst üste fondip atıyorum acıya!
Detaylar »
Beni gör olur mu?
Bir gece vakti dudağına düşen buse ile yüreğime düştü bu sevdanın ateşi, sen güldün ben yandım.
Beynime çakılan sesinin ritminde titreyerek kalbim, her gün biraz daha sevdim seni.
Sevdim; ben sevdikçe sen büyüdün, ben küçüldüm.
Çok kez yüreğime dur dedim.
Bu sevda sana bir kaç beden büyük gelir, davul bile dengi dengine, her gün biraz daha yükünün ağırlaştığı bu sevdaya karşı koy artık dedim ama yüreğime söz dinletemedim.
Baktığım her yerde sen, gördüğüm her şeyde sen, boy boy manşetlerle süslüyorsun günlerimi/gecelerimi.
Aklıma düştüğün her yerde sular tersine akar sevgili.
Ben sana, sense benim keşfedemediğim dünyalara akıyorsun her daim.
Su akar elbet yatağını bulur diye sabırla bekledim.
Detaylar »
Gittim!
Şimdi yüreğine bağdaş kurmuş yetim sevdanın kelepçelerinde esareti yaşa
Sana ne bıraktığımın öneminden geçerek, yaşadığım önemsizlikleri bırakıyorum baş yastığına.
Ruhunun kirlendiği sokaklardan geçiyorum.
Detaylar »
Oysa ben; kuyuya düşmüş Yusuf kadar masumdum
Vuslatı celp edip gözlerinde güneşe tutunduğumdan bu yana, kekremsi bir acının güz mevsimine düşüyorum kendi içimde.
Şimdi hangi kıbleye dönse yüzüm ve hangi seccadeye inse alnım şavkından cemalime düşen ayrılığı görüyorum…
Bu yüzden tanrılar katında duası yarım kalmış adam sıfatındayım ve bu yüzden ateşten gömleği taşıyorum sırtımda…
Oysa ben; kuyuya düşmüş Yusuf kadar masumdum ve sen bir Züleyha cüretiyle kanıma girmeye çalışıp, ardından ittin zindanlarına…
Detaylar »
Sen gittin
Gittin, hem de yaşanan onca şeye kibrit çakarak. Bense senden sonra yüreğimde tutuşan ve yakıp yok etmeye yeltendiğin sevdanın geçmişini de, geleceğini de kurtarmaya çalışıyorum yangınlarından. Yokluğunun sen duran tarafında yeniden büyüterek yaşatıyorum seni içimde. Gittin diye yokluğunu yüreğime acı ile ilmeklediğin geceyi kefensiz satırlara gömmedim. Varlığında hayata sımsıkı sarılmışken, yokluğunu suskunluğa gömecek kadar aciz olmadım. Varlığında da, yokluğunda da hiçbir zaman seni acılarımın metresi ederek yüreğimin kendi çıkarlarına değişmedim.

Detaylar »
