Zamanın dizginlerine tutunmuş umudun ipindeyiz
Her birimiz kendi hayat hikayemizin içinde dönerek
Aynı çıkmaza çıkan yolların malum yolcularıyız biz
Çoğu zaman alışılmamış kekremsi bir elzem insede yüreğimize
Aslında hep aynı kişiyiz özümüzde
Zamanın dizginlerine tutunmuş umudun ipindeyiz
Kerbela-i tufan olsan da cihan-i tahta, zerre hükmün geçmez artık yanımda
Aykırı düşünceler arasına sıkışmış hallerin
Boynundan vuruyorken saatleri
Utanmıyorsun değil mi?
Mısralar arasına serpişmiş gitmelerin
Beyaz yapraklara kara çalarken
Bir celsede unutmamı bekleme geçmişi
Benimde bir hesabım var kendimle
Gitme demek yetmez…
Keder-i sıfatı giydirdiğinden beri zatı halıma
Şems-in pervazına dudak payınca oflaz figürler yolluyorum
Yeni kentler ve saraylar inşa ediyorum adına
Bir gün geri gelme umudunu cebime koyarak
Dönmeyişini bile bile bekliyorum gölgemde
Lale-izar ve gülistan bahçelerimde nagihan çiçekleri
Uykusunda intihar eden mevsimsiz kelebeklerin koynunda uyuyorlar
Her ölüm bir diriliştir özünde…
Ta-ala sabrına nişan-ı garkım
Düşünsenize…
Kalabalıklar arasına kefenlenmiş hayallerimiz
Ayaklarımızın bastığı ağırlıkça topraklıyoruz kendimizi
Yaptıklarımızın, düşündüğümüzden daha ağır vebal getirdiğini bilerek
Hayâsızlığımızı unutkanlığımıza gömüyoruz
Dönüş yok…
Her insan hata yapar öyle değil mi?
Ayıbımıza kocaman yamalar yapıştırarak
Kapattığımızı sanıyoruz…
Elem-i zan
günlerden elem-i zan
yol yanlış, adres yanlış, sen yanlış
meteliğe serilmiş cüssenin
giyindiği günahları çıkarma bende
içinde döllenmiş ihanete kurşun sıkmadan daha
topla kendini ömründen ey yar-i gaflet
beynime saplanmış zan-ı mıh
beni öldürmeden git
Detaylar »
ben ki heybet-i ala
cemalime ermiş vuslatın yamacında
esrik kalemimin ucuna asılı sirkaf
yüreğime düğümlenmiş mısralarla
intikam alırcasına ayrılığı yazıyor
güneşin koynuna ayaz
gecenin alnına kor konuyor
ve kalbim acıyor
ve yüreğim kanıyor
kirpiklerime asılı güz mevsimi
kırkaltılık deli gibi
yalnızlık gömleğini giydiriyor
